5 Ağustos 2026 Çarşamba

İBRAHİM SÜREYYA YİĞİT (1880-1952)

 

İbrahim Süreyya, 1880 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini, İstanbul “Mekteb-iEdep'de tamamladı. 1900 yılında Mülkiye Mekbebi'ni bitirdi ve Hariciye Nezareti'nde memur olarak göreve başladı. 1902 yılında, henüz gizli bir kuruluş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilgisi tespit edildiği için 3 yıl boyunca Sinop'ta kalebentliğe mahkûm oldu. 1905’te cezasını tamamlayıp İstanbul’a döndü ve Karantinalar İdaresi’nde memuriyete başladı.

II. Meşrutiyet'in ilanı’ndan sonra İttihatçı kimliği sayesinde idari görevler aldı. Atandığı ilk görev, Orhaneli Kaymakamlığı idi. 1909 yılında Vardar Yenicesi (Bulgaristan) kaymakamı iken Mustafa 
Kemal ile tanıştı ve hayatı boyunca dost oldu. Trablusgarp Savaşı başladığında kaymakamlıktan istifa edip gönüllü er olarak savaşa katıldı. Derne'de Mustafa Kemal ve Enver Paşa ile çalıştı.

1912 yılında İstanbul’a dönen Süreyya Bey, İstanbul Polis Müdüriyet-i Umumiyesi Tahrirat Şubesi Müdürlüğüne getirildi. 1914’te bu görevine ek olarak Çatalca mutasarrıflığına atandı. 1915’te savaş bölgesinde kalan Gelibolu mutasarrıflığına gönderildi. Daha sonra sırasıyla Kırkkilise (Kırklareli), Karesi (Balıkesir), İzmit mutasarrıflıklarına getirildi. 

I. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti'nin yenilgisi ile sonlandıktan sonra, İzmit mutasarrıfı olarak Mustafa Kemal Paşa'nın emri üzerine İzmit ve çevresindeki gençleri gizlice örgütleyip bölgeyi İstanbul ve 
Anadolu arasında güvenli bir koridor haline getirdi.

1923'ten 14 Mayıs 1950'ye kadar II., III., IV., V., VI., VII. ve VIII. dönem Kocaeli milletvekili olarak mecliste yer alan Süreyya Bey Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Soyadı kanunu çıktığında Yiğit soyadını kendisine Mustafa Kemal verdi.

Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Atatürk’e eşlik eden, İstiklal Savaşındaki değerli hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirilen İbrahim Süreyya Yiğit, 4 Kasım 1952 tarihinde vefat etti.

Kaynak: ataturkansiklopedisi

3 Temmuz 2026 Cuma

YUSUF KEMAL TENGİRŞEK (1978-1969)


Yusuf Kemal TENGİRŞEK; 1878 yılında Boyabat’ta doğdu. Eğitim hayatına Kuleli İdadisi’nde başlamış, sağlık sorunları nedeniyle Askeri Tıbbiye’ye geçmiştir. Bu dönemde, özgürlük yanlısı faaliyetlerde bulunan arkadaşlarını ihbar etmeyi reddetmesi sebebiyle tutuklanmış; Fizan’a sürgün edilmesi gündeme gelmişse de fiziksel rahatsızlıkları ve yapılan girişimler neticesinde askerlikten muaf tutulmuştur. Bir süre memleketinde kaldıktan sonra İstanbul’a dönerek Mekteb-i Hukuk’ta öğrenimine devam etmiş, 1904 yılında buradan mezun olmuştur. Ardından Paris Hukuk Fakültesi’nde siyasal ve iktisadi bilimler alanında doktora eğitimini tamamlamış; Fransızca ve İngilizce dillerine ileri düzeyde hâkim olmuştur.

Meslek hayatına 1898 yılında Boyabat Mal Müdürü Refikliği görevine atanarak başlamış, ancak 1899’da bu görevden ayrılmıştır. Hukuk eğitimini tamamlamasının ardından 1904 yılında avukatlık mesleğine yönelmiş; aynı zamanda Hukuk Fakültesi’nde Ceza Hukuku alanında önce muallim muavinliği, daha sonra muallimlik görevlerinde bulunmuştur. 1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı sonrasında Kastamonu mebusu olarak Meclis’e girmiş, kısa süre sonra milletvekilliğinden istifa ederek 1909–1914 yılları arasında Avrupa’da Talebe Müfettişi olarak görev yapmıştır.

1915 yılında Müfettiş Umumiliği görevine, aynı yılın Kasım ayında ise Adliye Nezareti Müsteşarlığı makamına getirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle yeniden Kastamonu milletvekili seçilmiş; İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Ankara’ya geçerek Büyük Millet Meclisi çalışmalarına katılmıştır. Bu süreçte Hariciye Vekili Bekir Sami Bey ile birlikte Moskova’ya murahhas olarak gönderilmiş, ardından 16 Mart 1921 tarihinde Heyet-i Murahhasa Reisi sıfatıyla Moskova’ya yeniden giderek Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında Dostluk Antlaşması’nın imzalanmasında belirleyici rol üstlenmiştir.

30 Mart 1920’de Adliye Vekilliği, 15 Mayıs 1921’de ise Hariciye Vekilliği görevlerine seçilmiştir. 1922 yılında bu görevlerinden ayrılmış; 1923’te Londra Mümessilliği’ne atanmıştır. Ancak milletvekilliği ile diplomatik temsil görevinin birlikte yürütülemeyeceğine ilişkin karar üzerine milletvekilliğini tercih ederek temsilcilik görevinden ayrılmıştır. 1930 yılında ikinci kez Adliye Vekilliği görevine getirilmiş, 1933’te bu görevden istifa etmiştir. 1961 yılında ise Temsilciler Meclisi’nde milletvekili olarak yeniden siyasal hayata katılmıştır.

15 Nisan 1969 tarihinde hayatını kaybeden Yusuf Kemal TENGİRŞEK, Kurtuluş Savaşı'ndaki sivil ve siyasi hizmetlerinden ötürü Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.

Kaynak: T.C. Dışişleri Bakanlığı

1 Haziran 2026 Pazartesi

HASAN FEHMİ ATAÇ (1879-1961)

                                             

İstiklal Savaşımızın mali kahramanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin İlk Maliye Bakanı Gümüşhane Milletvekili Hasan Fehmi Ataç; 1879 yılında Gümüşhane'de doğdu. Osmanlı Mebusan Meclisinde 18 Nisan 1912-5 Ağustos 1912 ile 15 Şubat 1913-21 Aralık 1918 tarihleri arasında iki dönem Gümüşhane mebusluğu yaptı.  

İstanbul’un işgali üzerine  Ankara’ya geçerek Mustafa Kemal Paşa’nın yanında Millî Mücadeleye katıldı. Türk siyasi hayatında çok önemli bir yere sahip olan Hasan Fehmi Ataç’ın en önemli hizmeti kuşkusuz Millî Mücadele Dönemi’nde 19 Mayıs 1921-9 Temmuz 1922 tarihleri arasında yaptığı maliye vekilliğidir. Çünkü devletin kısıtlı gelirlerine rağmen Türk ordusunun hemen hemen bütün ihtiyaçlarını karşılamayı başarmıştır.

İstiklal Savaşındaki değerli hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası  ile ödüllendirilen Hasan Fehmi Ataç 17 Eylül 1961 tarihinde hayatını kaybetti. 

Kaynak: TBMM Kırmızı-yeşil şeritli İstiklâl Madalyası sahipleri

11 Mayıs 2026 Pazartesi

RIZA NUR (1878-1942)

Rıza Nur Rıza, 1878  yılında Sinop’ta doğdu.  İlkokul ve Rüştiye eğitimini Sinop’ta tamamladıktan sonra İstanbul Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’nde öğrenimini sürdürmüş ve Tıbbiye İdadisi’ne girmiş, 1895 yılında tamamladığı idadi eğitimini askeri tıbbiyede devam ettirerek 1901 Kasım’ında tabip yüzbaşı olarak mezun olmuş, 1902 Şubatında da Gülhane Hastanesi’nde tıp asistanı olarak göreve başlamıştır.

1903 yılında tabip kolağası olan Rıza Nur, 1905’te Gülhane’de muallim muavinliğine, 1907’de cerrahî profesörlüğüne yükseltilmiş, 1908’de binbaşılığa terfi etmiş ve aynı  yapılan Meclis-i Mebusân seçimlerinde Sinop’tan milletvekili seçilmiştir. 31 Mart olayının hemen ardından can güvenliğinin tehlikede olduğu gerekçesiyle yurt dışına gitmiştir. Köstence, Cenevre, Nice ve Mısır’da hekimlik yaparak, Mondros Mütarekesi’nin ardından yurda dönen Rıza Nur, son Osmanlı Mebusân Meclisi’nde ve 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi’nde Sinop milletvekili olarak görev yapmıştır.

TBMM kararıyla Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen Rıza Nur, 8 Eylül 1942 tarihinde hayatını kaybetti.

KAYNAK: TBMM Albümü

2 Nisan 2026 Perşembe

HÜSEYİN HÜSNÜ ÖZDAMAR (1875-1961)

 

Hüseyin Hüsnü Özdamar 1875 yılında Isparta’da dünyaya geldi. Temel eğitimini Isparta’da tamamladıktan sonra, Konya Ziyaiye Medresesinde devam ederek, Isparta Sadiye Medresesinde müderris olarak göreve başladı.

15 Mayıs 1919’da Yunan’ın İzmir’e çıkması üzerine Isparta’da  Yunan işgaline karşı milli teşkilatlanmayı organize etti.  Meclis-i Mebusanın dağılmasından sonra Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da milli bir meclisin toplanması kararı üzerine Isparta’dan milletvekili seçilerek, Meclis’te aktif faaliyetlerde bulundu.

Millî Mücadele dönemindeki fedakâr hizmetlerinden dolayı, önce Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası, akabinde 22 Şubat 1926 tarihli Meclis kararı ile Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile taltif edildi. 1 Kasım 1934’te memuriyetten emekli oldu. Milletvekilliği ise 1943 yılına kadar devam etti. Soyadı kanunu ile “Özdamar” soyadını alan H. Hüsnü, 17 Haziran 1961’de vefat etti.

KAYNAK: TBMM Albümü

5 Mart 2026 Perşembe

AYASOFYA CAMİİNDEKİ BÜYÜK MEVLİD



Yere Batan Camiinde okunan Yasin tercümesinden sonra Atatürk, beni huzurlarına çağırdılar, dediler ki:

“- Dinî merasim güzel olmuş, tebrik ederim. Halk büyük rağbet göstermiş. Cami küçük olduğu için fazla izdiham olmuş. Ayni merasimi Cuma günü Sultan Ahmet Camiinde de tekrarlayınız.”

Bu direktifleri üzerine gereken hazırlıklar yapıldı. Cuma günü öğle namazından bir sat evvel dokuz hafızdan mürekkep bir heyet Sultan Ahmet Camiinde toplandılar. Camiin içinde ve dışında on bin kişiden fazla cemaat vardı. Fatih Camii hatibi Hafız Şevket Efendi tarafından hutbe okundu. Sonra Cuma namazı kılındı ve tekbir alınmaya başlandı. Cemaati teşkil eden on bin kişi tekbire iştirak etti. On bin hançerenin ilâhî bir vecd içinde aldığı tekbirler pek ulvî bir manzara arzediyordu.

Tekbir bittikten sonra Kur’ân-ı Kerimin bazı sûrelerinin Türkçe tercümeleri okundu. Mevlidi müteakip bir dua ile dinî merasim hitam buldu.

O akşam merasimin tafsilâtını Atatürk’e arz ettim. Halın merasime karşı gösterdiği alâkadan çok memnun kaldılar. Aynı merasimin Kadir Gecesi Aya Sofya Camiinde de yapılmasını emir ettiler.
Aya Sofya Camiinde okunacak Mevlid, Türkiye’de ilk defa radyo ile yayınlanacaktı. 1932 senesi Ramazanının yirmi altıncı gecesi okunacak bu Mevlid için bütün hazırlıklar tamamlandı.

Akşam namazından sonra kapılar kapatıldı. İçerde ve dış avluda benzerine az rastlanan bir kalabalık vardı.

Ancak polisin yardımıyla müezzin mahfiline kadar gidebildik. Teravih namazını Hacı Faik Efendi kıldırdı. Namaz arasında ilâhi ve âyin-i şerif okundu. Hoparlörler camiin her tarafına konulmuştu. Bu dinî merasim Türkiye’den ilk defa radyo ile bütün dünyaya yayılıyordu.

Sıra Mevlide geldi. Yirmi hafızın iştirakiyle okunan Mevlid pek muhteşem ve ulvî oldu. Perde perde yükselen bu ilâhî nağmeler Aya Sofya Camiin cidarlarından Türkiye sathına ve bütün dünyaya yayılıyordu. Cemaat sanki büyülenmiş, gaşyolmuştu. Hele muazzam cemaatin de iştirak ettiği o tekbir sadaları, insana havalanacakmış gibi bir hafiflik hissi veriyordu. Bu ulvî ve ilâhî nağmeleri Atatürk de radyosu başında dinliyorlardı.

Ertesi akşam huzuruna çağıran Atatürk bana şunları söyledi:
“-Dinî merasimi radyodan takip ettim. Çok memnun ve mütehassis oldum. Arkadaşlarınız hafız beyleri yarın akşam saraya iftara davet ediyorum. Kendilerini haberdar ediniz.”

Atamın bu baha biçilmez iltifatları hayatımın en büyük manevî servetidir.

Kaynak:Binbaşı Hafız Yaşar OKUR

4 Şubat 2026 Çarşamba

GENÇLERLE UZAKTAN SON TEMASI

29 Ekim 1938, Cumhuriyet Bayramı Atatürk’ün sağlık durumu, fevkalade vahim. Odasında, yarı uyku halinde, bitkin bir şekilde yatıyor, hayatından umut kesilmiş, her an her şey bekleniyor. Oysa Atatürk Ankara’daki törenlere katılmak istemiş, hatta hipodromda, Atatürk'ün şeref locasına yorulmadan çıkabilmesi için bir asansör yaptırılmış, ama ne mümkün ?” Ne olacaksam orada olayım” diyen ATATÜRK doktorlara, ”Bütün mesuliyet benimdir…Ankara’ya mutlaka gideceğim” demiştir, ama artık yatağından bile kalkamamaktadır.

O sırada Dolmabahçe Sarayı’nın önünden iyice yakın geçen bir vapurun içerisi, Askeri Lise öğrencileriyle dolu…Cumhurbaşkanlığı boyunca ilk kez Ankara’daki törenlere katılamayan ve durumu oldukça ağır olan Atatürk'ü görmek isteyen öğrenciler, göz yaşları içerisinde, ellerindeki bayrakları, çiçekleri ve şapkalarını sallayarak haykırıyorlar…”Atamızı görmek istiyoruz!...Sonra birden hep bir ağızdan söylemeye başladıkları İstiklal Marşı ile Dolmabahçe Sarayı inliyor…Bu sırada yanında gene manevi kızı Gökçen olan ATATÜRK, gençlerin sesini duyarak heyecanlanır, yatağında doğrulur ve heyecanla pencereden bakan Sabiha Gökçen’e seslenir:

“Bak Gökçen, gençlerimin sesi…Duydun mu beni istiyorlar…” “Evet paşam", der Gökçen, ”Bir vapur dolusu genç…Askeri Lise öğrencileri…Cumhuriyet Bayramı törenlerinden dönüyor olmalılar…ATATÜRK “ Çocuklarım…Benim çocuklarım…” diye fısıldar, gözlerinden yaşlar süzülmektedir. Bu sırada içeriye doktor Neşet Ömer ve Salih Bozok girer. ATATÜRK heyecanını onlarla paylaşır.”Duyuyor musunuz” “Evet Paşam” derler gözleri dolarak “Duyuyoruz…”Onlar, Cumhuriyeti emanet ettiğim gençlerimiz..” der gururla ATATÜRK. Sanki bir anda iyileşmiş, güçlenmiş gibidir.

Oysa Atatürk'ün odasının yanındaki nöbet odasında Kılıç Ali, pencereyi açmış, gençlere “Gidin!” diye işaret etmektedir. Oysa gençler iyice coşmuştur. Yaşa ATATÜRK, Varol ATATÜRK!” diye bağırmakta, bazı gençler vapurdan suya atlayarak, saraya doğru yüzmeye çalışmakta,”Atamızı görmek istiyoruz!” diye haykırmaktadır.

“Çocuklarımı görmek istiyorum…”

ATATÜRK “Çocuklarımı görmek istiyorum. Buraya kadar gelmişler, hiç değilse onlara el sallamalıyım, beni pencereye götürün!” emrini verir. Doktor Neşet Ömer “Fakat Paşam…” diyecek olur, ATATÜRK doktorun itirazına sertçe yanıt verir: ”Nedir fakat? Doktor susar. Salih Bozok hemen pencere önüne bir koltuk koyar. Sonra Atatürk'ü giydirirler. Bu giyinme ona büyük ıstırap verir, ama yüzünden boncuk boncuk terler süzüldüğü halde, sesini çıkartmaz.

Sonra nöbet odasından koşup gelen Kılıç Ali’nin de yardımıyla Ata'yı penceredeki bir koltuğa götürüp oturturlar. ATATÜRK giyinmiş, başı dik, sanki hiç günleri sayılı bir hasta değilmiş gibi, gençlere gülümseyerek el sallar. Gençler Atatürk'ü pencerede görünce, iyice coşarlar ve sanki denizde kıyamet kopar. Hep beraber alkışlayıp, ”Büyük ATATÜRK” diye haykırdıklarında, yer gök inler. Gençlerden birkaçı daha üniformalarıyla vapurdan atlayarak Ata'larına doğru yüzmeye, marşlar söylemeye başlar. Bu manzarayla fevkalade duygulanarak ağlayan Atatürk'ün gençlere salladığı eli, gittikçe gücünü kaybederek yana düşer…Gözyaşları içerisinde “Yoruldum…” der. Kılıç Ali ve Salih Bozok, onu koltuğu ile kucaklayarak, yatağının yanına getirirlerken, dışarıdan gelen tezahürat sesi, gittikçe yükselmektedir.

Paşanın “Onları gördüğüm için mutluyum” derken, yumduğu gözlerinden ip gibi yaşlar süzülmektedir


Kaynak:Anılarla Atatürk

1 Ocak 2026 Perşembe

ÇANKAYA’DA GEZİ VE ÇOCUKLARLA SOHBET...

İki kardeş okul dönüşü annelerinden izin alarak sık sık Atatürk’ün köşkünün etrafında gezinip dururlarmış.

Öğretmeni Ayşe’ye o gün yurdumuzun düşmanlardan kurtarılması için Ata’nın emrinde milletçe nasıl çok çalışıldığını anlatmıştır. İçinde bulunduğumuz ortamın nasıl meydana getirildiğini öğrenen Ayşe, kardeşi İsmet’i de alarak her zaman olduğu gibi belki Atatürk’ü görürüz diye köşkün etrafında gezip dururlar.

Tesadüf aynı gün, yaveri ve arkadaşlarıyla bir gezinti yapan Atatürk, Ayşe ile kardeşinin köşkü seyrettiklerini görünce yanlarına yaklaştı.

- Adın ne senin yavrum.

- Ayşe.

- Senin adın ne yavrum.

Ayşe’nin kardeşi hemen cevap verdi.

- İsmet.

- Niçin burada dolaşıyorsunuz?

- Sizi görmek istedik efendim.

- Peki ben kimim? Beni niçin görmek istediniz?

İki kardeş bir ağızdan

Gazi Mustafa Kemal Paşasınız.

Atatürk ve yanındakiler gülümsediler.

- Benzettiniz çocuklar ben gazi değilim.

Yine iki kardeş bir ağızdan

- Siz Gazisiniz.

- Peki nereden bildiniz?

Çocuklar aynı ağızdan gür bir sesle,

Çünkü size hiç kimse benzemez.

- Ayşe sen okuyor musun?

- Evet beşinci sınıftayım.

- İsmet sen kaçıncı sınıftasın?

- Üçüncü sınıftayım.

- Ayşe sen ne olmak istiyorsun?

- Öğretmen olmak istiyorum efendim. Öğretmenler yurtlarına yararlı insanlardır. Biz her şeyi öğretmenden öğreniriz. Sizi de öğretmenimiz tanıttı.

- Evet yavrum, biz her şeyimizi öğretmenlere borçluyuz. Beni de öğretmenim Gazi yaptı. Peki İsmet sen ne olmak istiyorsun?

- Asker olacağım. Çünkü sizi çok seviyorum. Yurduma saldıran düşmanın kafasını kıracağım.

Atatürk iki kardeşi bağrına bastı sevdi ve okşadı.

- Aferin çocuklar.

Yanındaki arkadaşlarına dönerek:

- Evet! Milletin bağrından tertemiz bir nesil yetişiyor. Eserimizi bunlara gözümüz arkada kalmadan bırakabileceğiz. Şimdi çok huzurluyum! derken gözleri yaşardı.

Kaynak: http://www.ataturkdevrimleri.com

23 Aralık 2025 Salı


Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndaydı ve canı sıkılıyordu. O gün sofrasına kimseyi çağırmamıştı. Yalnızdı. Bir başına denize karşı içmeyi denedi, sevmedi. Kaçıp halkın arasına karışacaktı ama, yanında parası yoktu. Atatürk, Cumhurbaşkanlığı süresinde cebinde para bulundurmamıştı. Hesaplarını Yaverler ya da genel sekreteri Hasan Rıza Soyak öderdi. Başta Başyaveri Rusuhi Savaşçı’yı aradı, çıkmıştı.
Hasan Rıza Soyak Avrupa’daydı. Yaver Celâl Üner’i buldu ve şöyle dedi:

– "Bana buraya biraz bozuk para bırakın. Hizmet eden çocukları sevindirmek istiyorum."

Az sonra Yaver Celâl; bir liralık, 2,5 liralık, beş liralık ve on liralık bir sürü para bıraktı. Yaver çıkınca Atatürk, paraları cebine doldurdu. Üstüne ince bir ceket aldı ve ağaçlı yola doğru açılan kapıya doğru yürüdü. Kapının önünde nöbetçi polis vardı. Dolaşıyormuş gibi yaparak caddeye çıktı. Sonra geçen bir taksiyi çevirmesiyle, atlaması ve gözden kaybolması bir oldu.

Sarayda alarm zilleri çalıyor, telefonlar işliyordu. Ama Atatürk de ortadan yok olmayı başarmıştı.
Araba Boğaza doğru gittiği için, ilgililer, Sarıyer’e doğru uzaklaşacağını hesapladılar, görevlileri de o tarafa gönderdiler. Oysa Atatürk, otomobili Akaretlerden yukarıya çevirmiş, yaz tenhalığından yararlanıp Tepebaşı’nı tutmuştu. Tepebaşı’nda Mazarik adlı bir kokteyl ve yemek salonu vardı.
Atatürk daha Harbiye Öğrencisi olduğu yıllarda buraya gelir, bir masada ya tek başına, ya da arkadaşlarıyla leblebi ile rakı içerdi. Bu akşam da bunu yapacaktı.

Taksiye parasını ödeyerek savdı. Şoföre kimseye buraya geldiğini söylememesini de sıkı sıkı tembihledi. Mazarik’e girdiği zaman, ancak üç masada müşteri vardı ve öteki masalar tümüyle boştu.
Eskiden de geldiği zaman oturduğu barın dibindeki masaya yerleşti. Garsona bir kadeh rakı ısmarladı, leblebi istedi. Önündeki masada oturan bir kadınla erkeğin birbirlerine sokuluşlarına ve konyaklarını birbirlerinin gözlerine bakarak yudumlamalarına dalmış, eski günlerini parça parça zihninden geçiriyordu. Derken, siyah elbiseli bir adam salona girdi. Önce köşede bir masada bir süre oturduktan sonra, kapıya yakın masada oturanların yanına gitti, biraz konuştu. Sonra birlikte salondan çıktılar.
Az sonra adam geri dönmüştü ama, beraber çıktıkları yanında yoktu. Bu kez bir başka masaya gidip oturdu. O masadakiler de kalktılar ve çıktılar. Atatürk dikkat kesilmişti. Siyah elbiseli adam, yeniden salona geldi. Fakat Atatürk’ün önünde oturan masaya yaklaşmaya cesaret edememişti. Bir kenarda gazete okumaya başladı.

Atatürk bu işi iyice merak etmişti. Yüksek sesle adama seslendi:

–" Çocuk !… Gel beri !"

Adam masadan ok gibi fırlamış, selâm durumuna geçmişti ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:

– "Buyrun, Atam !"

– "Sen kimsin?"

– "Birinci Şubeden Polis falan filan !"

– "Ne yapıyorsun?"

– Rahatsız edilirsiniz diye, lüzumsuz müşterileri çıkarıyordum !"

–" Lüzumsuz olduklarını sen nereden biliyorsun?"

– "Vali Beyden öyle emir aldım Atam !"

– "Eee !… O da mı burada?"

– "Evet, kapının önünde Atam !"

– "Tuh, Allah cezasını versin !"

Bu sırada Vali de içeriye girmişti. Atatürk’ün öfkelendiğini gördüğü için çok tedirgindi. Bu sefer Atatürk ile Vali Bey arasında şöyle bir konuşma geçer:

–"Bir emriniz var mı sayın Atatürk ?"

– "Siz benim yakamı bırakmaz mısınız, yahu ? Hadi benim peşimde koşturuyorsunuz, şurada kendi hallerinde içkilerini içen masadaki insanları niye tedirgin ettiniz?"

– "Emir buyursanız, bundan sonra gelenleri çevirmez, salonu yine doldururuz !"

Atatürk gerçekten çok kızmıştı şöyle dedi:

– "Ne yapacağını ben biliyorum. Ne kadar polis varsa masalara dolduracak, sonra da beni atlatmış olacaksın değil mi ? Bırak efendim bırak !  Hadi git işine !"

Atatürk kalktı. Keyfi kaçmıştı. Kapıya doğru yürüdü. Peşinden Vali Muhittin Üstündağ özürler dileyerek geliyordu. Atatürk bir de baktı ki; kapının önü otomobiller, resmi, sivil polisler, saray muhafızları ile dolmuştu. Döndü Vali Beye sordu:

– "Müşterilerin bunlar mıydı?"

Sonra otomobillerden birine atlayıp Dolmabahçe Sarayı’nın yolunu tuttu. Tüm uğraşısı sıradan bir insan gibi halkın arasında olmak ve bir kadeh rakısını yudumlamaktı.

Kaynak: İsmet Bozdağ, Atatürk’ün Sofrası

1 Aralık 2025 Pazartesi

SABİT GÖZÜGEÇGEL (1877-1938)

Sabit Gözügeçgel 1877 yılında Kayseri’de doğdu, yedi yıl süren medrese hayatından sonra ticarete atıldı ve 13 yıl boyunca bu işle uğraştı. 1908 yılında Kayseri Şer’iyye Mahkemesi Başkitabeti kadrosuna atandı. 1913 yılında Kayseri’de çıkarılmakta olan Erciyes gazetesinin sorumlu müdürlüğünü üstlendi ve gazeteciliğe adım attı.

I. ve II. Dönem Kayseri Milletvekili seçilerek, 23.04.1920 - 01.11.1927 arası TBMM’de yasama çalışmalarına katıldı. Milletvekilliği süresince, Millî Mücadele’de ve özellikle Birinci İnönü Muharebesinde gösterdiği yararlılıklardan dolayı Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

Sabit Gözügeçgel 29 Kasım 1938’de hayatını kaybetti

KAYNAK: TBMM Albümü

4 Kasım 2025 Salı

ABDÜLGAFUR IŞTIN 1882-1951

 

Abdülgafur  Iştın,  1882  yılında  Balıkesir’de  doğdu. İlk ve orta öğrenimini özel öğretmenlerle okula gitmeden tamamladıktan sonra girdiği Balıkesir İdadisi’nden 1897’de mezun olarak, Hacı Halil Efendi Medresesi’nde eğitimine devam etti.  1908 yılında  Hacı Halil Efendi Medresesi’ne müderris olarak atandı.

Abdülgafur Efendi, Yunan işgali başlayınca, Balıkesir Kuva-yı Milliyesi Heyeti Merkeziye üyeliğine seçilerek Kurtuluş Savaşına Kuvvacı olarak fiilen katıldı.

I. Dönem (23.04.1920 - 11.08.1923) Karesi Milletvekili seçilerek TBMM’de yasama çalışmalarına katıldı. 2 Temmuz 1951’de hayatını kaybetti. Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası sahibiydi.

4 Ekim 2025 Cumartesi

EŞREF AKMAN (1862-1938)

 

Dr.Eşref Akman; 1862 yılında bugün Yunanistan sınırları içerisinde bulunan Yanya-Libohova da doğu. İlk eğitimini Yanya’da tamamlayarak, İstanbul Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi) den mezun olarak Kosova’ya operatör dr olarak atandı. İştip İlçesi Belediye Tabîbi, Üsküp Belediye Tabîbi, Adana İl Sağlık Müfettişi ve Sıhhiye Müdürü olark görev yaptı.


Adana Sıhhiye Müdürlüğü görevi esnasında, Adana Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Üyeliğine seçildi. Adana’dan TBMM’ye I. Dönem Adana Milletvekili seçilerek 9 Mayıs 1920’de TBMM’de yasama çalışmalarına katıldı. Bir süre sonra bölgesinde millî mücadele için faaliyette bulunmak üzere izinli sayılarak Meclisten ayrıldı. Bu izni 28 Şubat 1921 tarihine kadar sürdü. 5 Mart 1921’de Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyonuna seçildi. 

Milletvekilliği 1.Dönemde sona erince Adana’ya döndü. Serbest doktorluk yapmaya başladı. Mecliste ve cephede hizmeti nedeniyle 25 Aralık 1925 tarih ve 202 Sayılı Meclis Kararıyla Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen Dr. Eşref Akman 2 Mart 1938’de vefat etti.

6 Eylül 2025 Cumartesi

MAZHAR GERMEN (1884-1967)

 

Dr. Mazhar Germen 1884 yılında Aydın’da doğdu, İlk ve orta eğitimini Aydın’da tamamlayarak, İstanbul Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane den mezun oldu. Sırasıyla Balıkesir Livası Fırat Nahiyesi tabipliği, Soma Belediye tabipliği, Gelibolu Muharebesi Mevki Hudut Taburları tabipliği, 11.Fırka Topçu Alayı ve 1.Ordu Menzil Nokta tabiplikleri, Menzil, Nakil ve Mecruhiye Katarları ile efradı Sıhhiye Deposu baştabipliği, Eskişehir Askeri Hastanesi baştabipliği yaptı.

İzmir’in işgali üzerine Aydın Kuvâ-yi Milliye teşkilatının kurulmasına öncülük ederek işgalci Yunanlılara karşı gerilla savaşı verdi ve önemli başarılar elde etti. TBMM I., II., III., IV., V., VI., VII.ve VIII. dönem Aydın milletvekilliği ile 1. Ali Fethi Okyar Hükümetinde Sıhhiye ve İçtimai Muavenet Vekilliği (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı) yaptı.

Kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası sahibi Dr. Mazhar GERMEN 6 Kasım 1967 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti.

1 Ağustos 2025 Cuma

AHMET ŞÜKRÜ OĞUZ (1881-1953)

 

Yenibahçe’li Ahmed Şükrü Bey (Oğuz) 1881 yılında İstanbul Yenibahçe’de doğdu. Harp Okulu'ndan mezun olarak teğmen rütbesiyle orduya katıldı. Avusturya Ordusu Atış Okulu'nda eğitim gördü. Kardeşi Yenibahçeli Nail Bey'le birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti kadrosu içinde yer aldı.

I. Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa'da görev yaptı. Bölük komutanlığı, İstanbul Piyade Atış Okulu öğretmenliği, İstanbul Merkez Kumandanlığı askerî inzibat subaylığı, harbiye nezâret yaverliği yaptı. Sarıkamış, Çanakkale ve Anafartalar cephelerinde görev yaptı. Meclis-i Mebûsan muhafız tabur komutanlığı, hücum taburu kuruculuğu ve genel karargâh hücum şubesi başkanlığı yaptı.

İstanbul ve Havalisi Kuvâ-yi Milliye Komutanlığı, Kocaeli 11. ve 38. Alay komutanlıkları, Konya 4. depo alay komutanlığı, TBMM I. Dönem Istanbul milletvekilliği, Divân-ı Riyâset idâre memurluğu yaptı. İstanbul milletvekili olarak birinci Büyük Millet Meclisi'nde görev yaptı. Gürcüler TBMM'nin verdiği nota üzerine Artvin'i boşalttıktan sonra, Artvin ilini meclis adına teslim almakla görevlendirilen ordu birliğinin başında görev yaptı.

İstiklal Savaşında gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle TBMM tarafından Kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. 1953 yılında İstanbul’da vefat etti.

5 Temmuz 2025 Cumartesi

MEHMET FAİK KALTAKKIRAN (1870-1948)

 

Mehmet Faik 4 Nisan 1870 tarihinde Edirne’de dünyaya gelmiştir. 1883 tarihinde “Trabzon Rüştiyesinden mezun olarak, memuriyete atılmış ve ilk olarak Edirne’de Nüfus Dairesi “Pasaport Katipliği” görevine getirilmiştir. 17 Haziran 1900 tarihinde Konya Vilayeti Mektup Kalemi Başkâtipliği, 1904 senesinde İstanbul’da bulunan Reji Dairesi çevirmenliği yapmıştır. I. ve II. Meclisi Mebusan’da Edirne mebusu olarak görev almıştır. 

Mehmet Faik Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Meclis-i Mebusanın kapanması üzerine Edirne’ye geri dönmüştür. Edirne vilayetinde gerçekleştirilen işgallerin son bulması amacıyla arkadaşları ile birlikte “Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında bir cemiyetin kurulmasında aktif olarak rol almıştır. 5 Kasım 1919 tarihinde yapılan seçimlerde yeniden Edirne mebusu seçilerek Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’ nda görev almıştır. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında hayata geçirilen “Misak-ı Milli” kararının kabul edilmesi aşamasında aktif rol almıştır.

16 Mart 1920 tarihinde İngilizler tarafından İstanbul işgal edildikten sonra Mehmet Faik İngilizler tarafından 18 Mart tarihinde Malta adasına sürgüne gönderilmiştir. 21 Mart 1921 tarihinde serbest kaldıktan sonra İtalya üzerinden Ankara’ya gelmiş ve ilk TBMM’de Edirne milletvekili olarak göreve başlamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde I., II., III., IV., V., VI. Dönemlerde Edirne milletvekili olarak görev almıştır. Meclisin 194 numaralı kararı ile Millî Mücadele dönemindeki üstün çabalarından ötürü “Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası” ile şereflendirilmiştir. 2 Ocak 1948 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir.

2 Haziran 2025 Pazartesi

MEHMET TEVFİK KÜTÜKBAŞI (1882-1942)

 

Mehmet Tevfik Kütükbaşı; 1882 yılında Erzincan’da doğdu, Erzincan ve Refahiye’de Eğitim görerek, 1899 yılında Refahiye Tahrirat Kâtibi olarak çalışmaya başladı. 1910’da Erzincan Bidayet Mahkemesi zabıt kâtipliğine atandı, 1914 yılında Başkâtipliğe yükselerek Bucak Müdürü olarak Selepür ve Mollakendi bucaklarında görev yaptı.

1920 seçimlerinde Erzincan milletvekili seçilerek, Birinci dönem TBMM de görev yapan Mehmet Tevfik Bey 16 Eylül 1920 tarihinde topladığı 160 gönüllü ile TBMM den 19 Mayıs 1921’e izinli olarak, Koçgiri ayaklanmasının bastırılması için mücadele etti.

23 Nisan 1942 tarihinde hayatını kaybeden Mehmet Tevfik Bey, Milli Mücadele sürecindeki bu hizmetleri karşılığında TBMM kendisini Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirdi.

1 Mayıs 2025 Perşembe

ZEYNEL ABİDİN ATAK (1879-1939)

 

Dr.Zeynel Abidin ATAK; 1879 yılında Kosova’nın Yakova ilçesinde dodu. ilk ve orta öğrenimini Manastır ve Üsküp’de tamamladıktan sonra 1910 yılında Askeri Tıbbiye’den mezun olmu ve Edirne Hafif Süvari Alayı Baştabipliğine atandı. Bu görevde iken Arnavutluk Harekâtı ve Balkan Savaşlarına katıldı.

Rize 11. Piyade Alayı Baştabibi, Düzce Kaymakamı, Batı ve Güney Cepheleri Sağlık Müfettişi, Kuvvayı Havaiye Sağlık Şubesi Müdürü olarak görev yapan Dr.Zeynel Abidin I. Dönem (23.04.1920 - 11.08.1923) Lazistan Milletvekili olarak seçildi. Milletvekili iken izinli sayılarak Bolu Ayaklanmasını bastırmakla görevlendirildi ve Düzce Kaymakamlığı ile Batı Cephesinde Sağlık Müfettişliği yaptı).

Milli Mücadele sırasındaki askeri hizmetlerinden dolayı, TBMM tarafından Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile taltif edilen Dr.Zeynel Abidin ATAK 23 Mayıs 1939’da hayatını kaybetti.

4 Nisan 2025 Cuma

HAYDAR HİLMİ VANER (1873-1954)

 

Haydar Hilmi VANER; bugün Karadağ sınırları içerisinde bulunan Podgorica şehrinde 22 Nisan 1873 tarihinde doğdu. Eğitimini İşkodra’da İlkokul, Musul’da Rüşdiye ve İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye-i şahane-i (Siyasal Bilgiler) okuyarak buradan 14 Temmuz 1889 tarihinde mezun oldu ve doğrudan Van Vilayet Maiyet Memurluğuna atandı. Haydar Bey, Edirne , Kırklareli, Maraş Mutasarrıflıkları görevinden sonra 24 Şubat 1915’te Musul Valiliği’ne, 12 Eylül 1917’de Bitlis Valiliği’ne, 31 Aralık 1917’de de Diyarbakır Valiliği’ne, 17 Mart 1918 tarihinde Van Valiliği ‘ne tayin edildi.

Haydar Bey de 16 Kasım 1919’da Sivas’ta başlayan Heyet-i Temsiliye çalışmalarına katıldı. Daha sonra Misak-i Millînin kabul edildiği Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’ne, Van Mebusu olarak seçildi. İngilizlerin 16 Mart 1920’de Mebusan Meclisi’ni dağıtması üzerine, Mazhar Müfit (Kansu) ile birlikte Beyrut’a kaçtı. Burada yaklaşık bir ay kadar kalan Haydar Bey, 30 Nisan 1920’de Ankara’ya gelerek, 1 Mayıs 1920’de TBMM’ye Van Mebusu olarak katıldı. Van Mebusluğu uhdesinde kalmak şartı ile Konya Valiliği’ne atandı ve 10 Temmuz 1920’de bu göreve başladı. 28 Kasım 1920 tarihinde Konya Valiliği’nden istifa eden Haydar Bey, 16 Nisan 1923’e kadar Van Mebusluğu devam etti.

Kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası sahibi Haydar Bey, Devlet görevinden ayrıldıktan sonra ticaret ile uğraştı ve 26 Mart 1954 yılında vefat etti.

4 Mart 2025 Salı

EMİN ERKUL (1881-1964)

 

Asıl ismi Mehmet Emin Erkulseyitoğlu olan Emin Bey; 1881 yılında günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde yer alan Serfiçe Sancağı'nın Grebene kazasında doğdu, ilk ve orta tahsilini tamamladıktan sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye'ye girerek 6 Aralık 1905 tarihinde yardımcı tabip yüzbaşı rütbesi ile Gülhane Askeri Hastanesi cerrahi servisinde asistan olarak atandı. 1910 yılına sağlık sorunları nedeniyle askerlikten istifa ederek sivil tabip olarak çalışma hayatına başladı.

23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM'ye Bursa'dan mebus olarak seçilerek katıldı ve Millî Mücadele'ye cephe gerisinde yürüttüğü tıbbi faaliyetlerle katılarak, bu hizmet sunucunda TBMM tarafından Kırmızı-yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi.

1924 Haziran'ın da İstanbul'a Belediye Başkanı olarak atandı ve Cumhuriyet dönemi ilk İstanbul Belediye Başkanı oldu. Emin Erkul 3 Haziran 1964 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

5 Şubat 2025 Çarşamba

MUHTAR FİKRİ GÜCÜM (1876-1930)

 

Muhtar Fikri Bey, 1876 yılında Muş’ta doğdu, babasının görevi nedeniyleöğrenimini Muş ve Diyarbakır’da tamamlamış ve II. Abdülhamit’in baskıcı rejimine karşı aleyhtarlığı, 1899’da önce Payas’a ardından Adana’ya sürgün edilmesine neden olmuştur.

Adana Sanayi Mektebi’nde öğretmenlik ve müdür muavinliği görevlerinde ve Meşrutiyet’in ilanıyla sürgün kararı kaldırılmış olmakla birlikte, Adana’da sürdürerek İtidâl gazetesini yayımlamaya başlamış, gazetenin yazı işleri müdürlüğü görevini üstlenmiştir.

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından kısa bir süre sonra Adana’nın da işgal edilmesi üzerine, Müdafaa-i Hukuk ve Kuva -yı Milliye teşkilatına katılmıştır. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’ye Mersin milletvekili olarak seçilmiş, 9 Mayıs 1920’de Meclis çalışmalarına katılmıştır. Güney Cephesinde sürdürülen mücadelede duyulan ihtiyaç üzerine, Muhtar Fikri Bey, Meclis tarafından izinli sayılarak, Milli Müfrezelere destek vermek üzere bölgeye dönmüştür.

20 Ekim 1921 tarihinde Ankara Antlaşması’yla Fransızların bölgeden çekilmesinden sonra, Meclis çalışmalarına katılabilmiştir. Milletvekilliği görevi sona erince Adana’ya yerleşmiş, 23 Temmuz 1930’da vefat eden Muhtar Fikri bey. 21 Nisan 1925 tarih ve 141 sayılı karar gereğince, Pozantı Cephesinde gösterdiği kahramanlıklar itibariyle kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyasıyla onurlandırılmıştır.