Atatürk'ün kaleminden o günler;
Sivas'ta kurulan örgütler ve yapılacak işler üzerine gerekenlere yönerge
verdikten sonra hiç uyumadan geçen 27/28 gecesinin sabahında bir bayram günü,
Sivas'tan Erzurum'a doğru yola çıkıldı.
Bir haftalık sıkıntılı bir otomobil yolculuğundan sonra 3 Temmuz 1919 günü,
halkın ve askerin içten gelen gösterileri arasında, Erzurum'a varıldı. İstanbul
Hükümetinden gelebilecek yıkıcı bildirimleri denetlemek ve durdurmak için
haberleşme kanalı olan önemli merkezlerde gereken önlem ve düzenleme alınması
için bütün komutanlara, 5 Temmuz 1919 tarihinde buyruk verdim. (belge: 29)
Komutan, Vali ve Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti Erzurum
Şubesi ile görüşüldü. Vali Münir Bey, İstanbul Hükümetince görevinden
çıkarılmıştı. Gitmeyip Erzurum'da kalmasını bildirmem üzerine daha Erzurum'da
bulunuyordu. Bitlis valiliğinden ayrılıp İstanbul'a gitmek üzere Erzurum'dan
geçen Mazhar Müfit Bey de Münir Bey gibi Erzurum'da beni bekliyordu.
Ulusal Amaç Yolunda Ortaya Atılmak Kararı
Bu iki vali beyle, On Beşinci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ve yanında
bulunan Rauf Bey, eski İzmit Mutasarrıfı Süreyya Bey ve karargâhımdan Kurmay
Başkanı Kâzım Bey ve Kurmay Hüsrev Bey, Doktor Refik Bey arkadaşlarımla önemli
bir görüşme yapmayı uygun gördüm. Kendilerine genel ve özel durumu ve tutulması
zorunlu olan yolu anlattım.
Bu arada en elverişsiz durumları, genel ve kişisel tehlikeleri, her olasılığa
göre nelerin göze alınması zorunlu olacağını açıkladım: "Ulusal amaçlarla
ortaya atılacakların yok edilmesini düşünenler bugün yalnız Saray, İstanbul
Hükümeti ve yabancılardır. Ama bütün halkın aldatılabileceğini ve bize karşı
duruma çevrileceğini de düşünmek gerektir. Önder olacakların her ne olursa
olsun, amaçtan dönmemeleri, ülkede barınabilecekleri son noktada, son
nefeslerini verinceye değin amaç uğrunda özveriyi sürdüreceklerine işin başında
karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların işe girişmemeleri
çok daha iyi olur. Çünkü, böyle bir durumda hem kendilerini ve hem de ulusu
aldatmış olurlar.
Bir de, söz konusu görev, resmi makam ve üniformaya sığınarak el altından
yapılamaz. Böyle bir tutum, bir ölçüye değin yürüyebilir. Ama, artık o dönem
geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve ulusun hakları adına yüksek sesle bağırmak
ve bütün ulusun, bu sese katılmasını sağlamak gerektir.
Benim, görevden çıkarıldığım ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğum
kuşku götürmez. Benimle açıkça işbirliği yapmak, o sonuçları şimdiden kabul
etmektir. Bundan başka, söz konusu ettiğimiz durumun istediği adam, daha birçok
bakımlardan da, ille ben olabilecekmişim gibi bir iddia yoktur. Yalnız, her
halde bu ülke çocuklarından birinin ortaya atılması zorunlu olmuştur. Benden
başka bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun
gerektirdiği yolda yürümeyi kabul etsin." dedim.
Bu konuşma ve açıklamadan sonra hemen bir karar almak uygun olmayacağından bir
süre düşünmek ve özel konuşmalar yapabilmek için görüşmelere son verdiğimi
bildirdim.
Yeniden toplandığımızda, işin başında benim bulunmamı istediler ve kendilerinin
bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş, Münir
Bey, önemli özrü dolayısıyla bir süre için kendisinin eylemli (fiilen) görev
almaktan bağışlanmasını rica etti. Ben, görünüşte görevden ve askerlikten
ayrıldıktan sonra, şimdiye değin olduğu üzere, üst komutan imişim gibi
buyruklarımın yerine getirilmesinin başarı için temel koşul olduğunu söyledim.
Bu da eksiksiz onaylandıktan sonra toplantıya son verildi.
Baylar, İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığı katında, görevden ayrılan Cevat Paşa
ile göreve başlayan Fevzi Paşa'dan ve Barış Hazırlıkları Komisyonunda
(İstihzaratı Sulhiye Komisyonu) çalışan İsmet Bey'den başlayarak, Erzurum'a
gelinceye değin, her yerde gördüğüm ve karşılaştığım komutan, subay, her türlü
devlet adamları ve ileri gelen kişilerle, burada, Erzurum'da yaptığım gibi
görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bunun yararını değerlendirebilirsiniz.
Erzurum Kongresi Hazırlıkları
Erzurum'a varışımın ilk günlerinde, Erzurum Kongresinin toplanmasını sağlamak
için gerekli önlemleri almakla uğraşmaya önem verildi.
Baylar, Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin, 3 Mart 1919 günü,
bir çalışma kurulu meydana getirilerek kurulmuş olan Erzurum şubesi, Trabzon
ile de anlaşarak 1919 yılı Temmuzunun onuncu günü Erzurum'da bir Doğu İlleri
Kongresi (Vilâyatı Şarkiye Kongresi) toplamaya girişti. Benim, daha Amasya'da
bulunduğum günlerde, Haziran içinde doğu illerine delege göndermeleri için
öneri ve çağrı mektubu yolladı. İllerden delege getirtilmesi için, o günden
başlayarak benim Erzurum'a varışıma değin ve ondan sonra da, bu konuda
olağanüstü çaba gösterdi.
Ama, o günlerin koşulları içinde böyle bir amacın gerçekleştirilmesindeki
güçlüğün büyüklüğü, kolaylıkla anlaşılır. Kongrenin toplanma günü olan 10
Temmuz yaklaştığı halde illerden gerekli delegeler seçilip gönderilmiyordu.
Oysa, bu kongrenin toplanmasını sağlamak artık pek önemli bir iş olmuştu.
Bundan dolayı, sağlam girişimler yapmamız gerekti.
İllerin her birine bildirimler yapmakla birlikte, bir yandan da kapalı tellerle
valilere, komutanlara gereği gibi bildirimler yapıldı. Sonunda, onüç gün
gecikme ile yeterince delege toplanması başarıldı.
Baylar, ulusal çabayı ordunun desteklemesi, askeri ve ulusal çalışmaları
birbiriyle düzenli duruma getirmek, önemli bir konu idi.
Trabzon'daki tümeni, komutan vekili yönetiyordu. Asıl komutanı Halit Bey
Bayburt'ta gizlenmişti. Halit Bey'i gizlendiği yerden çıkarmak, iki bakımdan
gerekli idi. Biri ve en önemlisi, Ìstanbul'a çağrılmanın ve bu çağrıya
gitmemenin korkulacak, gizlenilecek nitelikte olmadığını halka ve özellikle
askerlere gösterek içgücünü (kuvvei mâneviyeyi) yükseltmek gerekiyordu. Bir de,
kıyıda önemli bir yer olan Trabzon'a dışarıdan bir saldırı olursa oradaki
tümenin başında ateşli bir komutan bulundurmak uygun olacaktı.
Bunun için Halit Bey'ì Erzurum'a getirttim. Ona, kendim, özel bir yönerge
verdikten sonra, gerektiğinde hemen tümenin başına geçmek üzere Maçka'da
bulunması için buyruk verdirdim.
Biz bu işlerle uğraşırken, bir yandan da İstanbul'da Harbiye Nazırlığı
makamında bulunan Ferit Paşa'nın ve Padişahın, İstanbul'a dönmemi sağlamak için
sürüp giden aldatıcı tellerine de, türlü karşılıklar vermekle zaman yitirmek
zorunda bulunuyorduk.
Resmi Görev ve Yetkileri Bırakarak Ulusun Sevgisine, Cömertliğine ve
Yiğitliğine Güvenmek ve Böylece Göreve Devam Etmek Kararı
Harbiye Nazırlığı: "İstanbul'a gel" diyordu. Padişah: "Önce hava
değişimi al, Anadolu'da bir yerde otur; ama bir işe karışma." diye başladı.
Sonunda, ikisi birlikte: "İlle gelmelisin" dedi.
"Gelemem" dedim. En sonra, 8/9 Temmuz 1919 gecesi, Sarayla açılan bir
telgraf başı konuşması sırasında, birdenbire perde kapandı ve 8 Hazirandan 8
Temmuza değin, bir aydır süren oyun sona erdi. İstanbul, o dakikada benim resmi
görevime son vermiş oldu; ben de o dakikada, 8/9 Temmuz 1919 gecesi saat 10.50
sonrada (22.50'den sonra) Harbiye Nazırlığına, saat 11.00 sonrada Padişaha
görevimle birlikte askerlik mesleğinden çekildiğimi bildiren telleri çekmiş oldum.
Durumu, ordulara ve ulusa kendim bildirdim. O günden sonra resmi görev ve
yetkiden ayrılmış olarak, yalnız ulusun sevgisine, şefkat ve cömertliğine
güvenerek onun bitmez verim ve güç kaynağından (feyz ve kudret menbaından) esin
ve kuvvet alarak vicdan görevimizi yapmaya devam ettik.
Kaynak-Nutuk
Fazıl Hüsnü Dağlarca ise o günleri şöyle anlatıyor.
Yürüdük Erzurum'a doğru
Birkaç tüfek beraber.
Kartallar dolaştı al doruklardan
Kondu cana.
90'lık ihtiyarlar vardı
19 yaşa değer
Kolları rüzgar gibiydi vallah
Bakışları benzerdi ummana .
Palandöğencek ışıldar idi,
Paslanmış bir hançer.
Çıktı bir hançer,dadaş, tarihten
Alana.
Ana vatan duyulurdu sonsuz,
Havada yapı, havada mermer;
Aziziye tabyasından, Ana ana.
Kimi bebesinden geçmiş
Kimi gayrı ot yer
Kiminin kopmuş ayağı 1328'de.
Adımını verir sana.
Bir toplandık bütün gönüllercek
Kişi kişiden er.
Ayırt edilmezdi kaya, öküz, oğul,
At,kız,torun, dana.
Katılırdı soru taşın
Katılırdı toprağın içindeki fer.
Döküle döküle bulut
Felek dolana dolana.
Bir kongre ettik ki,
Çok ağrıdı düşünceler.
Düşüncelerin açışından
Alınlar boyandı kana.
Söyler ahını memleketin
Söyler.
Erzurum,
Dağcana.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA