1 Ocak 2010 Cuma

Türk Menem


Bayatlardan Türkmenem...
Damarlarındaki asil kan
Aslına çektiğin ırk menem...
Yaprağın asılı dallar,
Gövdeni taşıyan kök menem...
Yolunu gözleyen yar
Aşkınla çarpan yürek menem...
Can içre canan bilmişem gavim gardaş, nerdesen...
Yedi koldan,
Yirmidört boydan
Gelmişem Orta Asyadan...
Yayından fırlayan ok
Huduttan hududa atılan mızrak
Deli havalar soluyan kısrak
Gibi esmişem...
Az gitmişem, uz gitmişem
Dere tepe düz gitmişem...
Kuş uçmaz kervan geçmez dağları
Göçebe adımlarla gezmişem...
Irağı yakın, yurdumu Irak eylemişem...
Tırnaklarımla oymuşam tortu kayaları
Kıraç toprakları gözyaşlarımla sulak etmişem...
Kızgın tohumlar serpmişem,
Emek vermişem,
Aşa getirmişem...
Türk illerine haber salmışam
Gavim gardaş, nerdesen...
Selçuklu şah-ı sultanlarım adım atmış otağıma
Kapıda karşılamışam civan mert erlerimi
Başım gözüm üstüne berhudar ağırlamışam...
Musul’da Zengiler
Kerkük’te Kıpçaklar
Erbil’de Beg Teginliler
Yiğit yatağı Atabegler kurmuşam
Dokuz başlı tuğlar aparmışam yad ellere
Türk’ün adını âlemlere duyurmuşam...
Bayındır Kızanı torunlarımı kucaklamışam
Bahar coşkusu Akkoyunlar gibi ovalara yayılmışam...
Sultan Cined’in emaneti
Şah İsmailimle pişirmişem ham yanlarımı
Ocağımda tüten Safevi ateşiyle alev alev yanmışam...
Genç Osmanlıyla açmışam Bağdat’ın kapısını
Cahiliye devrini hepten kapatmışam...
Dil, din ve ırk özgürlüğüyle donatmışam halkları
Çıra gibi aydınlatmışam kör karanlık tarihi
Çevreme ilim, irfan, ışık saçmışam...
Derin hülyalara dalmışam gavim gardaş, nerdesen...
Ne zaman ki
Türk birliğine diş bilemiş düşman
Çapraz fişek silahıma davranmışam...
Zırnık ödün vermemişem haa sevgimden
Korkmamışam heç
Ölümleri kuşanmışam...
Yalın ayak koşmuşam Kafkas cephelerine
Sarıkamış harekâtına katılmışam...
Buz kesmiş yüreğim Allah-u Ekber Dağlarında
Katmer katmer kefensiz donmuşam...
Çanakkale’de etten duvar olmuşam
Göğüs göğüse çarpışmışam Allah vekil
Bir adım geçirmemişem gâvuru öteye
Üst üste cansız yığılmışam...
Nasıl ki
Harb-i cihanlarla zayıflamışam
Güçten kudretten düşmüşem heyhat!
Yeraltı kaya yağlarım sulandırmış ağızları
Hemhal manda manda paylaşılmışam...
Öyle ki
Et ve tırnak misali ayrılmışam
Süt kuzu yavru gibi koparılmışam Anadolu’dan
Yılanlar tıslamış
Köpekler hırlamış ardımdan,
Sahipsiz kalmışam gavim gardaş,nerdesen...
Lord planları tayin etmiş kaderimi
Misak-i milli sınırlar dışına çıkarılmışam...
İtilmişem, kakılmışam, horlanmışam külliyen
Tekme tokat yerlere yatırılmışam...
Dağ ayılarının önüne atılmışam yaralı
Çöl develerinin hörgücüne tepe taklak asılmışam...
Türk menem demişem
Türkçe söylemişem
Eskiyaka’da kurşunlara dizilmişem...
Emeğimin hakkını istemişem
Gavurbağ’da linç edilmişem...
Adalet beklemişem
İplere gerilmişem...
Eşitlik yeğlemişem,
Zab suyu kana bulanmış
Altunköprü’de ekin gibi biçilmişem...
El insaf vicdan dilemişem
Zindanlara sürülmüşem...
Çığlıklarım katlimin sâlası
Diri diri gömülmüşem gavim gardaş, nerdesen...
Duy hele
Kimliğim değiştirilmiş
El-Temim olmuş Türkmen Kerkük
Hafızalardan kazınmışam...
Baas Baas bağırmışlar partizanca
Kin kusmuşlar yüzüm barabarı,
Evimden yurdumdan göçe zorlanmışam...
Kollarım kırılmış omuzlarımdan
İşkencelerle yoğrulmuşam...
Gözlerim kan çanağı
Fincan fincan oyulmuşam...
Ölmem yetmemiş kâfire
İp sarılmış cesedime
Sokaklarda dolaştırılmışam...
Cıncık gibi ortalığa saçılmış cism-i bedenim
Lime lime dağılmışam gavim gardaş, nerdesen...
Beterin beteri var...
Biri getmiş, ötekiler gelmiş...
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşam...
Mavzerler çevrilmiş üzerime
Tetiklere sarılmış Puştlar
Merhamet beklerken, zulüm bulmuşam...
Böyük devletlerin böyük oyunu
Yok etmek Türk’ün soyunu
Çoraplar örülmüş
Çuvallar geçirilmiş başıma
Aslanım; kediye boğulmuşam...
Okumak yazmak yok...
Dilim damağıma bağlanmış
Düşünmem, konuşmam, kızmam yasak...
Başın kaldırıp bakmak
Gözün ucuyla süzmek ne cüret...
Elim ayağıma dolanmış
Oturmam, yürümem, gezmem yasak...
Taş kesilmişem gavim gardaş, nerdesen...
Di gah gel...
Di gel ölem di gel...
Adına gurban olam di gel...
Alnına kanım çalam di gel...
Bayrağım göğün mavi gülü, ay yıldızım sen...
Yurdum Türkmen eli, can özüm sen...
Soyum sopum Türkoğlu, yüzüm sürdüğüm izim sen...
Oy men ölmüşem gavim gardaş, nerdesen

Ali Yaşar

29 Aralık 2009 Salı

BÜTÜN TÜRK LEHÇELERİNDE YENİ YIL KUTLAMASI

Altay Türkçesi: Slerdi cangı cılla utkup turum!

Azerbaycan Türkçesi: Yeni iliniz mübarek olsun!

Başkırt Türkçesi: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!

Çuvaş Türkçesi: Sene sul yaçepe salamlatap!

Füyu Kırgızcası: Naa cılıngar guttug bolsun!

Gagauz Türkçesi: Yeni yılınızı kutlerim!

Hakas Türkçesi: Naa çılnang alğıstapçam sirerni!

Karaçay-Malkar Türkçesi: Cangı cılığıznı alğışlayma!

Karakalpak Türkçesi: Canga cılıngız kuttı bolsın!

Karay/Karaim Türkçesi: Sizni yanhı yıl bıla kutleymın!

Kazak Türkçesi: Janga jılıngız kuttı bolsın! veya Janga jılıngız ben!

Kırım Türkçesi: Yangı ılıngız kaırlı (veya mubarek) olsun!

Kırgız Türkçesi: Cangı cılıngız kuttu bolsun!

Kumuk Türkçesi: Yangı yılıgız kutlu bolsun!

Nogay Türkçesi: Yanga yılıngız men!

Özbek Türkçesi: Yengi yılıngız mübarek bolsun!

Sarı Uygurca Türkçesi: Ak éy yahşi mo!

Şor Türkçesi: Naa çıl çakşı polzun!

Tatar Türkçesi: Sezne yanga yıl belen tebrik item!

Tuva Türkçesi: Caa çıl-bile bayır çedirip or men!

Türkiye Türkçesi: Yeni yılınız kutlu olsun!

Türkmen Türkçesi: Teze yılınızı gutlayaarın! (Irak Türkmenleri) Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!

Uygur Türkçesi: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!

Yakut Türkçesi: Ehigini şanga sılınan eğerdeliibin!

Kaynak:Türk Dil Kurumu

11 Aralık 2009 Cuma

Mustafa Necati (1894-1929)

Devlet adamı. 1894 yılında İzmir’de doğdu. İstanbul Hukuk Okulunda okudu. İzmir Öğretmen Okulunda kısa bir süre öğretmenlik, Özel Şark Okulunda müdürlük yaptı. (1915-1918) Avukatlık yaptı. İzmir Yunanlılar tarafından 15 Mayıs 1919 da işgal edilince, Balıkesir Cephesindeki çete savaşlarına katıldı. Anzavur kuvvetlerine karşı, Kuvayı Milliye komutanı olarak savaştı. Yunanlılara karşı girişilen savaşlarda da bulundu. Balıkesir’de, İzmir’e Doğru gazetesinde Milli Kurtuluş Savaşını destekleyen yazılar yazdı.

Saruhan Milletvekili oldu. (1920) İstiklal Mahkemesi Başkanlığı yaptı. Millet Meclisinin ikinci dönemine, İzmir Milletvekili olarak girdi. Mübadele ve İmar ve İskan Bakanlığına (1923) daha sonra da Adliye Bakanlığına getirildi (1924). İki yıl kadar Öğretmenler Birliği Başkanlığında bulundu. 1925 yılından, ölünceye kadar da Milli Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekilliği) yaptı. 1929da Ankara’da öldü.

Mustafa Necati, 1928da eğitimimizi daha üstün bir duruma getirmek için acele alınması gereken tedbirleri düşünmüş ve kanun haline getirmişti. İlk defa temelli olarak ve çok sayıda öğretmen yetiştirmekle zorunlu ilköğrenimi gerçekleştirme yolunu açtı. Onun zamanında kabul edilmiş kanunlarla öğretmenlik, bir meslek haline geldi. 1928de Türk harflerinin kabul edilmesiyle eğitimimizde görülen gelişme de onun zamanında gerçekleşti.

Kaynak: (Toktamış Ateşin "Devrim Tarihi" adlı kitabı)

Muzaffer Kılıç (1897-1959)

Mustafa Kemalin yaveri. 1897de İstanbul’da doğdu. Harp Okulunu, topçu teğmeni olarak bitirdi. Galiçya Cephesinden sonra Filistin’de 7. Ordu Müfettişliği yaverliği yaptı ve bu sırada 7. Orduyu komuta eden Mustafa Kemalin karargahına geçti. Kumandanın emir subayı oldu. Bu beraberlik 1930 yılına kadar sürdü. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde, Heyeti Temsiliye çalışmalarında Mustafa Kemalin sivil karargahında kaldı. Ankara’ya geldikten sonra görevini sürdürdü.

Muzaffer Kılıç, Cumhuriyetin ilanından sonra, baştan beri Mustafa Kemalin yanındaki diğer subaylarla birlikte, terfi etti ve yüzbaşı oldu. Çankaya Köşkündeki görevini aksatmadan, Ankara Hukuk Mektebine girdi ve 1928de mezun oldu. Kısa bir süre sonra da iş hayatına atıldı. Ticaretle uğraştı. Bir nebati yağ fabrikası kurdu. Bu arada İstanbul Şehir Meclisi Üyeliğine seçildi ve uzun yıllar burada kaldı. Aynı zamanda Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketinin yöneticiliğini üstlendi.

1939da bir dönem Giresun Milletvekilliği yaptı. 1959da özel işlerini izlemek için Ankara’ya giden Muzaffer Kılıç Kızılay’da, sokakta geçirdiği bir kalp krizi sonunda öldü.


Kaynak: (Toktamış Ateşin "Devrim Tarihi" adlı kitabı)

Müfit Özdeş (1874-1940)

Asker ve siyaset adamı. 1874 yılında Kırşehirde doğdu. Harp Akademisindeyken çöküşe hızla yaklaşan Osmanlı İmparatorluğunun içinde bulunduğu zor şartlardan kurtarmanın yollarını arayan genç subaylar arasında idi. Hürriyetçi görüşleri benimsemiş olan Mustafa Kemal ve Ali Fuat Cebesoy gibi subaylarla yakın ilişkiler kurdu. Bu arkadaşları ile birlikte gizli bir gazete çıkarma çabası içine girdi.

Girişimin cezası, korktuğundan hafif oldu ve rütbesinin geri alınmasını beklerken, sürgün niteliğinde bir atanma emri aldı. Mustafa Kemal ile birlikte Şama gönderildi. İstanbul'da başlayan dostluk Şam'da daha da koyulaştı. Mustafa Kemal ile hemen her vakit beraber idiler. Çok geçmeden sürgünde tanıştıkları, tıp öğrencisi Mustafa Efendi, düşüncelerine yeni unsurlar ekledi. Aslında o da siyasetle ilgilendiği için İstanbuldan uzaklaştırılmıştı.

Çok geçmeden bu üç arkadaş düşüncelerini gerçekleştirmek için bir örgüt meydana getirmeye karar verdiler ve Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurdular. Gizli cemiyetin karargahı tıp öğrencisi Mustafa Efendinin dükkanıydı. Lütfi Müfit, Milli Mücadelenin başından itibaren eski arkadaşı Mustafa Kemalin yanında yer aldı. Kurtuluş Savaşının sonuna kadar cephelerde savaştı. Savaşın sonunda Binbaşılıktan emekliye ayrılarak Meclise girdi. (1923) 1939a kadar Milletvekilliği yaptı. Bu süre içinde bir ara Şehremaneti Müfettişliği yapan Lütfi Müfit 1940da İstanbulda öldü.

Kaynak: (Toktamış Ateşin "Devrim Tarihi" adlı kitabı)

10 Aralık 2009 Perşembe

Nuri Mehmet Conker (1882-1937)

1882 yılında Selanik’te doğdu. 1902de Harbiye yi, 1905de Harp Akademisini bitirdi. Atatürk’ün çocukluk ve silah arkadaşıdır. Nuri Mehmet Conker Selanik’te 3. Orduda, Hareket Ordusunda, Arnavutluk Harekatında, Afrika’da Trablusgarp ve Bingazi Muharebelerinde, Anafartalar’da ve Conkbayırı Muharebelerinde, doğuda Muş Cephesinde bulundu. İleri saflarda yer aldığı Bolayır ve Conkbayırı Muharebelerinde yaralandı.

Nuri Mehmet Conker, 1920 Haziranında Ankara’ya gelerek Kurtuluş Savaşına katıldı. Kendisine önce TBMM tarafından basın ve istihbarat müdürlüğü görevi, bir süre sonra da Ankara bölge komutanlığı görevi verildi. Kısa bir süre de Ankara Valiliği yaptı.

Eylül 1920 - Mart 1921 tarihleri arasında 41. Tümen Komutanlığı ve aynı zamanda Adana Valiliği görevini yürüttü.

1921 yılında kendi isteğiyle emekli olan Nuri Mehmet Conker, 1925-1927 yılları arasında Kütahya Milletvekilliği yaptı, 1932-35 yılları arasında ise Gaziantep Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilliği yaptı. Nuri Mehmet Conker’in Zabit ve Komutan adlı bir eseri vardır. 1937 yılında Ankara’da öldü.

Kaynak: (Toktamış Ateşin "Devrim Tarhi" adlı kitabı)

4 Aralık 2009 Cuma

Ömer Naci (1878-1916)

1878 yılında İstanbul’da doğdu. Bursa’daki Işıklar Askeri Lisesinde okurken hocaları ve arkadaşlarının hemen hepsi kendisini geleceğin başarılı bir askeri değil de güçlü bir şair ve ateşli bir hatip olarak görüyorlardı. Çok okuyordu, okuduklarının çoğu Namık Kemalin, Tevfik Fikretin şiirleri ve Jön Türklerin gizli yayınlarıydı. Bu yüzden de sık, sık başı derde giriyordu. Bunun sonucu olarak Bursa’daki öğrenim yıllarında izin zamanlarını okulun cezaevinde geçiriyordu.

Okuldan kovulmasının düşünüldüğü bir sırada, hocalarından birinin arka çıkmasıyla 1895 yılında Manastır İdadisine sürüldü. Ne var ki, Ömer Naci’nin bu yeni okulda ilk ilgilendiği kişilerden biri de o tarihlerde aynı okulda okuyan Mustafa Kemal oldu. Ömür boyu sürecek bir dostluk hemen o günlerde başladı.

Ömer Naci güzel konuşmasıyla Mustafa Kemali etkiledi. Ömer Naci Subay çıktıktan sonra İttihat ve Terakki Fırkasına girdi; burada yönetim kurulu üyeliğine kadar yükseldi; İttihat ve Terakkicilerin hükümeti ele geçirmelerini sağlayan Babıali Baskınını düzenleyenlerin başında o vardı. Subay olarak Kafkas Cephesinde, İran da bulundu. Buralarda Teşkilatı Mahsusa görevlisi olarak baskınlar düzenledi, çete savaşları verdi.

1916 yılında maalesef çok genç ve faydalı olacak bir yaşta vefat etti.

Kaynak: (Toktamış Ateşin "Devrim Tarihi" adlı kitabı)