26 Ocak 2011 Çarşamba

HACI HAFIZ MUSTAFA ZEKİ KURDOĞLU


1882 yılında Bulancak İlçesinin Küçüklü Köyünde doğdu. Akköy Mekteb-i Rüştiyesinin son sınıfı öğrencisi iken hafızlığa başladı. Rumeli’de bazı şehirlerde fahri vaizlik yaptı. 1906 yılında Hicaz vaizliğine atandı. 1914 yılında Teşkilat-ı Mahsusa Alay müftüsü oldu. 1918 yılında Batum yöresindeki çatışmalarda, gösterdiği fedakar çalışmaları sebebiyle taltif edildi.

Giresun Gönüllü Alaylarının teşkilinde çalışmalar yaptı. 1921 yılında Batı cephesindeki savaşlara katıldı. Sakarya zaferinden sonra Cephe Fahri Vaizi unvanını aldı.

İstiklal Savaşı boyunca vaaz ve nasihatleriyle askerin maneviyatına destek oldu. İstanbul hükümetinin hocaları kullanarak Milli Mücadeleyi körletmeye çalışan iftira kampanyasına karşı durdu. Gerçekleri halka anlattı.

1954 yılında vefat etti.

Kaynak-Kurtuluş Savaşımız

BANDIRMA VAPURU, KAPTANI, MÜRETTABATI ve EMANETİ ile YOLCULUĞU


Atatürk’ü Samsun’a götüren Bandırma vapurunun kaptanı İsmail Hakkı Durusu hatıratında  o günleri şöyle anlatır:

“1919 tarihinde Bandırma Vapuru ile Atatürk’ü İstanbul’dan alıp Samsun’a götürdüğümüz sefere gerek hareketimizden evvel gerekse yolda şahit olduğum ahvalden hatırıma gelenler aşağıya yazdım:

Hareketimizden bir gün evvel Paşa beni idareden Harbiye’deki dairesine çağırtmıştı. Gittim ve kabul buyuruldum. Sureti hareketimize dair bir takım izahatte bulundular. Lazım gelen cevapları verdim. ertesi gün de öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular.

Filhakika o gün zevalde gemiyi teşrif ettiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. derhal hareket ettik. Boğaz’dan çıkarken müthiş bir fırtınanın icrayı hüküm etmekte olduğunu gördük. Ne kadar şiddetli fırtına olursa olsun, yolumuz devama karar vermiştik. Maiyetlerindeki zevatı deniz tutuyor ve herkes birer, birer kamaralarına yatıyorlardı. Mamafih Paşa bir köşeye dayanmış oturmakta ve kendilerinde fıtri bir haslet olan harikulbeşer metaneti kalbiyelerinin asarı olarak bilafütur ve daimi bir tefekkür içerisinde bulunmakta idiler.

Son hızımız olan yedi mil ile Karadeniz’in biaman dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana İnebolu ve Sinop’a uğrayarak bin türlü müşkülat içerisinde bir gün şafak vakti Samsun’a vardık. 

16 Mayıs 1919 İstanbul’dan hareket:
 .
Bandırma vapurunun Kızkulesi açıklarında aranmasını takiben düşman zırhlıları arasından geçerek İstanbul’u terk ederken, güvertede arkadaşlarına:

 -“Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silâh kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silâh, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz!” demiştir.

Mustafa Kemal Paşa’nın  Bandırma vapuru kaptanı İsmail Hakkı Durusu’ya  direktifi:

-“Düşman devletlerinin herhangi bir vasıtasının gadrine uğramamak için sahile yakın bir rota tutunuz! Şayet kesin tehlike görürseniz gemiyi karaya, en yakın sahile oturtunuz!”


17 Mayıs 1919 İnebolu

Bandıma vapuru saat 23.00 sularında İnebolu’ya gelmiştir. Şiddetli fırtına sebebiyle Mustafa Kemal ve arkadaşları karaya çıkmaksızın yolculuğa devam etmişlerdir.

18 Mayıs 1919 Sinop

Bandırma vapuru saat 12.00 sularında Sinop Limanı’na girmişti.  Şiddetli fırtına sebebiyle Mustafa Kemal Paşa karaya çıkmamış, ancak Üsteğmen Hikmet (Gerçekçi) Bey’i, gemiye yanaşan bir sandal aracılığıyla kıyıya göndererek, Samsun’daki Tümen Komutanlığı’na (gelmekte olduklarını bildiren) bir telgraf çektirilmiştir, müteakiben yola devam edilmiştir.
 
19 Mayıs 1919 Samsun

Atatürk’ün ağzından Samsuna çıkış:
"1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Memlekette genel durum ve manzara şöyleydi: Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes antlaşması imzalamış, büyük harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı'na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin,   şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceği tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da; Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919'da itilaf Devletleri'nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir'e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı."

Atatürk İle Birlikte Samsun’a Çıkanlar:

1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı
2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı
3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü
4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı
15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi
16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı
17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele
18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey'in yaveri
 

Kaynak-Kurtuluş Savaşımız

MEHMET HACIM


1876 yılında Uşak ilinin Hacım köyünde doğmuştur. Mehmet Hacım Yunan işgaline karşı başlatılan Kuvayi Milliye hareketinin öncülerindendir.

Uşak ve çevresindeki Hacım, Şükraniye, Yayalar köylerinden (şimdi Yayalar Kasabası) ve diğer birçok yerleşim biriminden silahlı birlikler oluşturarak yunan kuvvetlerine karşı mücadele yürütmüştür.

Ankara Hükümetinin kurulması ve Mustafa Kemal Atatürk'ün orduyu yeniden toplaması üzerine kuvayi milliye güçleri olarak birlikleri ile beraber Albay rütbesi ile orduya katılmıştır.

Uşak'ın kurtuluşu olan 1 Eylül 1922 de Kafkas Tümen komutanı Halit Bey tarafından Yunan ve Avrupa orduları başkomutanı General Trikopis'in esir alınmasında bizzat bulunmuştur.

“Alıntı – Kurtuluş Savaşı Kahramanları.”

MİLİS YÜZBAŞI İPSİZ RECEP


1862 tarihinde Rize’de dünyaya gelen Recep, çok haylaz ve söz dinlemez bir çocuk olduğu için, bizzat annesi tarafından ‘İpsiz’ lakabı ile çağrılmıştır. Recep’in Müfrezesinde yer alanlardan Kara Emin, Recep’e ‘Emice’ diye hitap ettiği için, diğer elemanlar tarafından da benimsenmiş ve ‘Emice’ diye de çağrılmıştır.
İstanbul’da oluşturulan ‘Karakol’ örgütü,  Müdafaa-i Hukuk Teşkilatları,  hem işgal altındaki İstanbul’da hemde Anadolu’daki direnişleri örgütlüyor, destekliyorlardı.  Milletin kahramanları gönüllü olarak Kuva-yi Milliye direnişini ülkenin dört yanında başlatmışlardı. Bu gönüllü, aktif savaşçı güçler büyük önem taşıyorlardı. İşte Rizeli kahraman Milis Yüzbaşı İpsiz Recep ve arkadaşları Milli Kuvvetlerin,  Kuvvacıların önde gelen kahramanlarındandır.

Rize’de 1. Dünya Savaşı’nda Ruslara ve Ermenilere karşı Rize’yi savunmak için mücadele veren Recep, Milli Mücadele başında İstanbul’a gitmiş, çete faaliyetlerini sürdürmüştür. İşgal altında olan İstanbul’da, geceleri meyhanelerine gelen İngiliz subaylarını, adamlarıyla öldürmüştür.  Karakol Cemiyeti bünyesinde Milli Mücadele için gerekli silah ve cephanenin temini için çalışmış, gizli olarak elde ettikleri silah ve cephaneyi gemilerle, Sakarya ve İnebolu’ya göndermiştir. Rizeli Hacı Bayram, İngiliz cephaneliğini basıp silahları, kayık ve mavnalara yükleyip, Sakarya’ya götürüp askere teslim  etmiştir. Anadolu’ya Karadeniz yoluyla küçük gemi,  mavna  ve kayıklarla silah sevkiyatında diğer pek çok Rizeli, kaptan ve  tayfalar önemli görevler yapmışlardır.

İpsiz Recep, Adapazarı ve civarında Rum ve Ermeni çetelerine karşı, “Çeteyle Çete savaşır” yaklaşımıyla mücadele vermiş ve başarılı olmuştur.  Recep’e Sakarya Savaşında, bölgesinde Yunanlıların Sakarya’nın doğu kıyısına  geçmesini engelleme görevi verilmiş, bunu da başarmıştır. 

İpsiz Recep,  Adapazarı  isyanının bastırılmasında da önemli yararlılıklar göstermiştir. Kandıra’yı başarılı üç baskınla Yunanlılardan temizlemiştir.  Geyve  Hükümet konağını Yunanlılardan geri alarak, göndere Türk bayrağını çektirmiştir. 

İstiklal Savaşı bittikten sonra Atatürk’ü ziyaret etmiş, ilgi ve sevgi görmüştür.  Mustafa Kemal’de  ona ‘Emice’ diye hitap etmiştir.

Recep Karasu’ya yerleşmiş, ne yazık ki 1928 yılında tifodan ölmüştür.

“Alıntı – Kurtuluş Savaşı Kahramanları.”

Milis Yarbay Gazi Topal Osman Ağa

Osman Ağa, Giresun'un Hacıhüseyin mahallesindeki Ferudunzadeler ailesindendir. Babası Hacı Mehmet Efendi, Annesi Zeynep hanım olup ailesi ticaret ile uğraşmakta idi. 1912 yılında balkan savaşı başladığına Osman Ağa ticaret işi ile uğraşmakta idi, babası askerlik bedelini ödemesine rağmen O gönüllü birlik oluşturarak savaşa katıldı. Savaşta göstermiş olduğu başarılarından dolayı Yarbaylık rütbesine kadar yükseldi. Bu savaşlarda sağ dizinden yaralanarak Gazi ünvanını aldı. Giresuna döndükten sonra 1.Dünya Savaşına katılmış,Batum ve Harşit çayında Ruslara karşı savaşarak, Rusların Harşit çayını geçmelerini engellemiş ve Tirebolunun işgalini önlemiştir.

Mondros Mütarekesinden sonra Belediye başkanı olmuş, Uzun yıllar halka zulmeden  Ermeni ve Rum işgalci çetelerinin faaliyetlerini gönüllüler kurarak önlemiştir. 

Osman Ağa; İzmir’imizin  Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine,17 Mayıs 1919 tarihinde Giresun'da büyük bir miting düzenleyerek işgalci devletleri ve göz yumanları protesto etmiştir.

29 Mayıs 1919 tarihinde Havza da Mustafa Kemal Atatürk ile gizlice buluşmuş. Bu buluşmadan sonra Atatürk'ten aldığı emirler doğrultusunda çetelere karşı faaliyetlerini ve gönüllü toplama işini sürdürmüştür. Eylül 1920'de Giresun gençlerinden oluşan 'Giresun Gönüllüler  Taburu'nu kurmuştur.

Kurulan bu tabur ilk önce Ermeni saldırılarında görev almış. 12 Kasım 1920 'de Osman Ağa Mustafa Kemal ATATÜRK ile tekrar buluşmuş, Atatürk’ün korunması içi önce yanındaki on kişiyi, Daha sonrada Giresundan topladığı 100 kişilik muhafız gurubunu Ankara göndermiş. Bu şekilde Atatürk’ün ilk muhafız birliği Giresunlulardan kurulmuştur.

Giresun'da Gedikkaya isimli bir gazete çıkartarak, Millette milli şuurun  oluşmasını sağlamamıştır.  Hüseyin Avni Bey ile birlikte  12 Ocak 1921 tarihinde 42. ve 47. Gönüllü Alayların kurulmasını sağlamıştır.

Mart 1921'deki Koçgiri ayaklanması Topal Osman Ağa komutasındaki 47. Gönüllü Alayının büyük katkıları ile bastırılmıştır.

Çorum-Merzifon-Tokat ve Samsun havalisinde Rum ve Ermeni çetelerini tamamen ortadan kaldıran Osman Ağa , komutasındaki Gönüllü Alayı ile birlikte Sakarya Savaşına katılmıştır. Bu savaşta 42. Alay, Tirebolu'lu Binbaşı Hüseyin Avni Bey Komutasında büyük kahramanlıklar göstermiş, Taşlıtepe sırtlarını kanlarının son damlasına kadar savunmuşlardır. Bu alayın tamamına yakını bu çarpışmada şehit düşmüştür. 

Osman Ağa, Atatürk’e sürekli muhalefet eden Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin ölümünden sorumlu tutulmuş, 2 Nisan 1923 tarihinde  çıkan bir çatışmada 40 yaşında iken hayatını kaybetmiştir. Mezarı daha sonraları Atatürk’ünde bilgisi dahilinde Giresun Kalesine nakledilmiştir.

“Alıntı – Kurtuluş Savaşı Kahramanları.”

BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ BEY


Hüseyin Avni Bey,  bugün Giresun’un ilçesi olan Tirebolu’nun, Cintaşı mahallesinde 1876 yılında doğdu. Pangaltı Mekteb-i Harbiyesi’ni başarıyla bitirerek. Teğmen rütbesiyle mezun olunca Balkanlara tayin oldu, Bulgar çeteleri ile çarpışarak onları mağlup etti.

Hüseyin Avni Bey, Mayıs 1919’da Pazar, Eylül 1919’da da Rize Askerlik Şube Başkanlığı’na atandı. Bu sırada Samsun’dan Trabzon’a kadar Pontus devleti kurmayı amaçlayan Pontus çeteleri, Milli Mücadele’ye karşı büyük bir bela idi. Giresun yöresi ise bu ayaklanma karşısında Osman Ağa ve milisleri sayesinde Türk hakimiyet alanı  halindeydi. Ancak milisler (Kara zıpkalılar)  yeterince düzenli ve disiplinli değildi.

Hüseyin Avni Bey, 1 Ocak 1920’de Giresun Askerlik Şube Başkanlığı’na atanarak, bir sürede Giresun Kaymakamlığı görevini de vekaleten yürüttü. Bu esnada Giresun’da Osman Ağa, Müdafaa-i Hukukçular ve halk ile el ele vererek düzenli birlikler oluşturdu. Giresun Nizamiye Alayını  kurdu.

Osman Ağa’nın da katkısıyla yeni gönüllüler toplayarak   42. ve 47. gönüllü Alaylarını oluşturdu. 42. ve 47. Gönüllü Alaylar, Pontus hayali ve Milli Kuvvetlere karşı ayaklanmaların bastırılmasında pek çok görev yapmış devamında Türk Ulusu için kritik bir savaş olan Sakarya Savaşı’na katılmışlardır. Savaşın hassas bir safhasında 42. Alay Mangaltepe’nin geri alınmasında büyük yararlılık göstererek, Haymana üzerinden Ankara’ya sarkmayı planlayan Yunan Ordusu ile göğüs göğse savaşmıştır. Bu savaşta, askerlerinin de büyük bölümüyle Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan  da Gökgöz mevkiinde Şehit olmuştur.

Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN Mangaltepe Gökgöz mevkinde, şehit olmadan kısa bir süre önce Subaylarına   şu emri  vermiştir:

"İzinsiz ve emirsiz çekilen her asker idam edilecektir. Bu savaş böyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih veya yağma savaşı değil, Vatan Savaşı. Hiç bir hatayı affetmeye hakkımız olmayan bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe geri çekilmeyeceğiz, öleceğiz. Askere örnek olacağız.  Çocuklarımıza para pul mal mülk değil, Milleti için Şehit yada Gazi olmuş  namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız..."

“Alıntı – Kurtuluş Savaşı Kahramanları.”

5 Ocak 2011 Çarşamba

ERTUĞRUL’UN KADER UÇUŞU


Pilot Üsteğmen Cemal Bey, 'Ertuğrul' adlı uçağıyla yaptığı keşifte, İngilizlerin Çanakkale Boğazı'nın bir bölümündeki mayınları temizlediğini fark etti ve bu keşif, savaşın kaderini etkiledi.

Goben ve Breslav gemilerinin Marmara Denizi’ne yeni sığındığı günlerdi. Osmanlı yönetimi gemileri satın aldığını açıklamış ve Amiral Souchon'u donanmanın başına getirmişti. Souchon'un ilk icraatı Boğazların güvenlik durumunu kontrol etmek oldu.

Osmanlı Bahriyesi'ne göre, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının tahkimatı çok iyiydi. Ancak gerçekler biraz farklıydı. Özellikle Çanakkale'deki tahkimat hem silah hem de askeri teknik açısın­dan oldukça geri kalmıştı. Amiral Souchon'un isteği üzerine, Almanya'dan Amiral Von Usedom, beraberinde 400 Alman deniz topçusu ve mayın uzmanıyla Türkiye'ye geldi. Von Usedom'a 'Kıyı Istikham ve Mayın Tarlaları Genel Müfettişi' ünvanı verildi. Von Usedom, Ekim 1914'teki raporuna, Çanakkale Boğazı'nın savunması için topçu gücünden çok, mayın tarlalarına ağırlık verilmesi gerektiğini yazdı. Ve Türklerin başladığı mayınlama çalışmasını büyüterek 343 adet mayından oluşan 10 hatlık bir savunma hattı kurdurdu.

Mayın hatları Boğaz'ın en dar yerine kadar, eşit mesafe de 9 kilometrelik bir alana yayılmıştı. Ayrıca Almanya’dan yeni mayın tedarik etmek imkansız olduğundan, Türklerce de üretilemediğinden, İstanbul Boğazı açıklarına Rusların döktüğü yüzer mayını toplayarak Çanakkale'deki mayın hatları takviye edildi. 29 Ekim 1914'te satın alınan Alman gemilerinin Rus limanlarını bombalamasıyla, Osmanlı devleti savaşa girdi. Artık Boğazlar savaşın stratejik bölgesini oluşturuyordu. İngiltere de Rusya'ya gereken yardımı göndermek için, Çanakkale Boğazı'nı deniz harekatıyla geçme kararını almıştı.

1915 Şubat'ında Çanak kale Boğazı girişinde müttefik gemileri bombardımana başladılar. Ancak savaş gemileri için mayınlar tamamen temizlenmeden, içerideki kaleleri imha edecek uzun mesafeli atışlar etkisiz kalıyordu. Bunun üzerine İngilizler mayın tarama gemileriyle Boğaz'ı temizlemeye başladılar.

Çanakkale'deki Türk askeri gücü ise geceleri yapılan bu temizlik harekatına yeterli ölçüde müdahale edemiyordu. Bu noktada, az sayıdaki Türk ve Alman havacıların devreye sokulması kararlaştırıldı.

Ağustos ayından itibaren bölgede keşif uçuşları yapan Pilot Üsteğmen Fazıl ve Üsteğmen Cemal Bey'in yanına, Yüzbaşı Sami Bey gönderildi. Ancak uçaklar yetersizdi. Üsteğmen Cemal Bey, bir ay kadar önce İstanbul'a giderek getirdiği 'Ertuğrul' adlı Bleriot XI-2 tipi bir uçağı kullanıyordu.  Üsteğmen Cemal Ertuğrul'u denemek hem de keşif yapmak amacıyla sık sık havalanıyorlardı. Mart ayının ilk günleri de bu keşif uçuşlarının sıklaştığı bir dönemdi. Çanakkale'deki bölge kumandanlığından da denizdeki mayınların durumuyla ilgili sürekli rapor isteniyordu.

3 Mart 1915 günü Üsteğmen Cemal Bey Boğaz'da keşif için hava andı. Karşılaştığı man­zara birkaç haftadır gördüklerinden farklıydı. Boğaz giri­şinde hiçbir İngiliz mayın tarama gemisi yoktu. Birkaç kez Boğazı dolaştıktan sonra mayınların bir bölümünün geçit verecek şekilde temizlenmiş olduğunu gördü. Bin metre yükseğe çıkarak keşif uçuşunu fark ettirmeden geri dönerek  mayınların temizlendiğini bildirdi.

 8 Mart gecesi Nusrat mayın gemisi, İngiliz karakol gemisinin kötü hava şartları nedeniyle yerini terk etmesini fırsat bilip aynı yere 20 mayın döşedi. Mayınların temizlendiğini düşünen Müttefik donanması, 18 Mart 1915'te harekata başladı. Aynı akşamüzeri İngiliz ve Fransızlar, 4'ü mayın, 2'si de top mermisi tarafın dan olmak üzere, 6 savaş gemisi kaybettiler, İngilizler mayın hasarının, hazırlıksız oldukları yüzen mayınlar tarafından meydana geldiğini düşündüler. Ancak gerçekte, Nusrat'in son döşediği yeni mayın hattına girmişlerdi. Saat 16.00 sıralarında Üsteğmen Cemal ve Alman pilot Sneidler keşif uçuşuna çıktılar. Düşmanın kesin olarak geri çekildiği belli olmuştu. Üsteğmen Cemal anlatıyor:

"Düşman uçağına pek rastlamıyorduk. Çünkü biz 8 yüz ila bin metreden uçuyorduk. Yalnız gemilerden bize ateş açıyorlardı. Biz de onlara bomba atıyorduk. Bir tek bombayı kucağımıza alıyor sonra elimizle düşmanın üzerine atıyorduk. 18 Mart'tan sonra çekildiler. Cevat Paşa, bize kılıçlı liyakat madalyası verdi."

Kaynak : Popüler Tarih / Aralık 2002 sayısı