5 Haziran 2016 Pazar
7 Mayıs 2016 Cumartesi
ATATÜRK VE EDEBİYAT
Edebiyatçı yazar İsmail Habib (SEVÜK) ile ATATÜRK bir
edebiyat tartışmasına girerler. Tarih Ekim 1932. ATATÜRK İ.Habib’den “bize hiç
içinde Arapça Acemce kelime olmayan saf Türkçe bir Koşma yaz ve bunu burada
oku” der. Hemen orada bir odada birkaç dakika içerisinde o dönemin genç
şairlerinden birisinin bir şiirini alan İsmail Habib bu şiirden bir uyarlama
yapar. ATATÜRK’e gelerek hazırladığını söyler. Şiiri inceleyen ATATÜRK “olmamış”
der. “Al eline kalemi kağıdı. Tuna’yı ben fikren dikte ettireceğim. Onları sen
bir şekle koyacaksın” der. İşte bu şiir denilen şey İsmail Habib’in önceki
hazırladığı şiir üzerinde ATATÜRK’ün dikte ettirdiği fikirdir. Üstelik bu kadar kısa değildir. Bu yazıda muhteşem bir
birikim ve tarih bilgisi yansımaktadır. Bunu bir şiir olarak değil tamamını
değerlendirdiğimizde ATATÜRK’ün tarih ve edebiyat birikimi ve kültürü
anlaşılacaktır. Bu çok önemli tarih ve kültür birikiminin doğrusunu ve tamamını
yazıyorum.
TUNA ÜSTÜNDEKİ SES
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna yalıları Türk diyarıdır.
Ne vakitten beridir diyemem bilemem
Bilinen tarihler bilemez bunu
Onun söylenmesi asıl tarihe kaldı.
Odur söyleyecek doğrulukları.
Dinleyin sesini asıl tarihin:
Eğri tarihi gömüp doğru tarihe gidin!
….
Nehirlerdir Türk’ün şaşmaz mühendisleri,
Her nehir Türk’ü bilir ve Türk bilir her nehri,
Tuna’nın kıyısından gitti eski Türk,
Geçti eski Türk, Tuna’yı da yararak,
Kaç defa, hangi defa sormayınız nafile,
Bilemez tarih bile.
Tarih güdük, sökün büyük,
Sayılmaz, sayılmaz bu sökün:
O kadar çok Tuna’dan geçtiği günlerde Türk’ün.
Tuna’nın üstü, Tuna’nın altı,
Olmuştu daima Türk’ün vatanı,
Tuna’ya ruh oldu, Tuna’da yatan Türk,
Tuna yalnız vatan değil, yeni vatanlara
Türk’ü götüren eski bir yoldur Tuna
Türk o yolla gitti batı eline,
Orada rastladı binbir ellere.
Hepsini yapmak istedi adam,
Gerçi çok muvaffak oldu çabalayışta.
Fakat kendisi çekildi Alp’ler üstüne!
Gördüğü manzara garipti O’nun;
Çok “insanım” diyenler adam olmuştu,
Alp’ler tepesinde Türküm diyenler,
Adam olmayanlara hayret ettiler!
Onlar biziz biz onlarız;
Onlara bağırdan bağırarak taparız,
Türkler atalarına taparlar,
Onlar biziz, biz onlar:
Doğudan gelen biz, batıda yine biz,
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
ATATÜRK’ün bu şekilde dikte ettirdiği başka yazıları da
vardır.
24 Ekim 1933 tarihinde Ankara Musıki Muallim Mektebi’ne gelerek;
“-Çocuklarım, şimdi size bir mısra söyleyeceğim. Bunun devamını beraber yazacağız. Meydana gelen güfteyi hemen besteleyip bana söyleyeceksiniz” der.
ATATÜRK’ün yönlendirmesiyle sonuçta şu güfte çıkar:
24 Ekim 1933 tarihinde Ankara Musıki Muallim Mektebi’ne gelerek;
“-Çocuklarım, şimdi size bir mısra söyleyeceğim. Bunun devamını beraber yazacağız. Meydana gelen güfteyi hemen besteleyip bana söyleyeceksiniz” der.
ATATÜRK’ün yönlendirmesiyle sonuçta şu güfte çıkar:
Büyük karakterli Türk, çalışır yorulmazsın.
Zekan cihandan büyük,müsbet ilme bağlısın.
Güzel san’at sevgisi, yüreğine ateştir:
Türk’ün büyük ülküsü, bu dünyaya güneştir!
Kaynak:www.atam.gov.tr/
26 Nisan 2016 Salı
ASKER SAİME (Münevver Saime)
İstiklâl Harbi başladığında Darülfünun öğrencisi olan Münever Saime, Kadıköy mitinginde yaptığı konuşmadan sonra tutuklama emri çıkınca, Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye katıldı. Garp cephesinde görev aldı ve özellikle cephe gerisinde ve istihbarat işlerinde önemli başarılar gösterdi, İzmit’te bir görevi yerine getirirken yaralandıysa da belli etmeden vazifesini yapıp tamamladı. Asker Saime diye anıldı.
Kaynak:Tarih Boyunca Türk Kadını - Afet İnan
Kaynak:Tarih Boyunca Türk Kadını - Afet İnan
BİNBAŞI AYŞE
Selanikli olan Binbaşı Ayşe, Birinci Dünya Savaşında Kafkas cephesinde yaralanarak ölen kocasının intikamını almak için yemin etmiştir. 15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edilince, ilk karşı koyma hareketine o da silahla katılmıştır. Yunanlılar İzmir’e hâkim olunca Aydın’a geçmiş, çete kurmuş, sonra da çetesiyle birlikte Köpekçi Nuri çetesine katılmıştır. Aydın muharebesinden sonra Koçarlı Cephesinde yararlık göstermiştir.
Kaynak:Tarih Boyunca Türk Kadını - Afet İnan
11 Mart 2016 Cuma
ORADAN BÖYLE GEÇİLİR
İngilizler Çanakkale’de Anafartalar Grubu’nu mağlup edip
de cepheyi sökemeyince, yeni bir harekete giriştiler ve bu cepheyi sağdan
çevirmek istediler. Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepe’yi tutmak lazımdı.
Halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafından makaslama ateş
altına tutuluyordu. Her an gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı alt üst
ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, bir kurdun bile geçmesine imkan
görülmüyordu. Kireç Tepe’yi tutmak emrini alan Türk subay ve askeri tereddüt
içindeydiler; fırsat gözetiyorlardı. Fakat düşmanın ateşi bir an bile
kesilmiyordu. Mustafa Kemal bu hali görünce siperlere koştu,askerin arasına
karıştı ve sordu:
İçlerinden biri cevap verdi:
-”Düşman ölüm saçıyor, geçilmez !”
Mustafa Kemal zerre
kadar korku ve tereddüt göstermeden:
-”Oradan böyle geçilir!” dedi ve ileri fırladı.
Mehmetçik
artık durur mu? O da kumandanının arkasından ileri atıldı. Toz, duman, alev ve
ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar, tepeyi tuttular.
Kaynak: Salih Bozok
Kaynak:
ATATÜRK'ÜN DOĞUM GÜNÜ
Atatürk'ün doğduğu ay ve güne dair kesin bir bilgi yoktur
sanırım. Bir gün anacığı Zübeyde Hanım'a sorduğum zaman;
- "Babası Ali Rıza Efendi, Paşa'nın doğumunu evimizdeki
iki Kuran-ı Kerim'den birine kaydetmişti. Fakat zevcim vefat ettiği zaman
başucunda yalnız bir Kuran-ı Kerim vardı ve onda da hiç bir yazı yoktu. Belki de
kayıtlı Kelam-ı Kadim'i devam ettiği camideki hocalardan birine hediye etmiş
olacak."
Cevabını almıştım.
Doğum tarihini Atatürk de bilmezdi. Cumhuriyet devrinde doğum yıldönümünü kutlamak için
kendisine müracaat edenlere;
- "İtiraf ederim ki, ben de bilmiyorum. Eğer lütfedip bir
gün yapmak istiyorsanız en münasibi 19 Mayıs'tır."
Dediğini hatırlarım. Mustafa Kemal, belki 19 Mayıs'ta
doğmadı. Fakat 19 Mayıs, Türk'ün ve
Atatürk'ün tarihte en mesut olayının
cereyan ettiği gündür.
Kaynak:Sınıf Arkadaşım Atatürk Ali Fuat CEBESOY
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







