17 Haziran 2017 Cumartesi

Şerif YAÇAĞAZ (1876 - 1938)


Albay Şerif Yaçağaz 1876 yılında Tatarpazarı'nda doğdu. 13 Mart 1896 tarihinde girdiği Harp Okulundan 25 Aralık 1898 tarihinde teğmen rütbesiyle mezun oldu. Teğmen, üsteğmen yüzbaşı, binbaşı ve yarbay rütbelerinde Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarına katıldı.

1920 Mayısında İstanbul'dan kaçarak Ankara'ya geldi ve Yozgat Mevki Komutanı ve Mutasarrıfı olarak görev yaptı. 31 Ocak 1921'de 41'inci Tümen Komutanı olarak tayin edildi ve bu görevi ile Sakarya Meydan Muharebesine katıldı. 27 Ağustos 1922'de El-cezire Cephesinde Siirt'teki 2'nci Tümen Komutanı, 13 Ocak 1923'te İstanbul Merkez Komutanı olarak atandı. 17 Temmuz 1923'te emekli oldu. 5 Ekim 1938 tarihinde vefat etti.

Kaynak-Gnl.Kur.Başklığı

Şevket Seyfi DÜZGÖREN (1880-1948)


Tümgeneral Şevket Seyfi Düzgören, 22 Temmuz 1880 yılında İstanbul'da doğdu. 14 Mart 1900'de Harp Okuluna girdi. 6 Aralık 1902'de teğmen olarak Harp Okulunu bitirerek, 5 Kasım 1905'te Harp Akademisinden mümtaz yüzbaşı olarak mezun oldu. 

Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarına katılarak; 25 Nisan 1912'de binbaşı, 14 Mart 1916'da yarbay, Şevket Seyfi Düzgören; 21 Mart 1920'de Milli Mücadeleye katılmak üzere Ankara'ya geldi ve Doğu Cephesi Komutanlığı emrine atandı. 1 Mart 1921'de albay, 30 Ağustos 1927'de mirliva (tümgeneral) rütbelerini aldı.

Ruslar ile müzakereyle görevlendirilen Bekir Sami Bey Heyeti ile Moskova'ya gönderildi. 1 Mart 1921'den itibaren 3'üncü Kafkas Tümen Komutan Vekili, sonra 13'üncü Kafkas Tümen Komutanı, 2 Kasım 1921'de Doğu Cephesi Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu.

20 Şubat 1939'da emekliye ayrılan Şevket Seyfi; 1946-1948 yılları arası Mardin Milletvekili olarak TBMM'de görev yaptı, 28 Aralık 1948 tarihinde hayatını kaybetti.

Kaynak-Gnl.Kur.Başklığı


17 Mayıs 2017 Çarşamba

Veysel ÖZGÜR (1877 - 1931)



Albay Veysel Özgür; 1877 yılında Trabzon'da doğdu. 13 Mayıs 1892 tarihinde de girdiği Harp Okulundan 13 Mart 1895 tarihinde  teğmen rütbesiyle mezun oldu. 26 Eylül 1899'da üsteğmen, 4 Mart 1905'te yüzbaşı,  14 Mart 1911'de kıdemli yüzbaşı,  26 Nisan 1912'de binbaşı, 14 Eylül 1916'da yarbay ve 1 Mart 1921'de albay rütbelerine yükseltildi.

Balkan ve 1nci Dünya savaşlarına takım, bölük, tabur ve alay komutanı olarak katılarak, 28 Ekim 1920 tarihinde  Anadolu'ya geçti. Kurtuluş Savaşında 15'inci Tümen, Kocaeli Grubu emrindeki  Piyade Tümeni ve   7'nci Tümen Komutanlıklarında bulundu.

Kurtuluş Savaşından sonra TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilen Albay Veysel Özgür 26 Mart 1924 tarihinde emekli oldu ve  15 Ekim 1931 tarihinde vefat etti.

Kaynak-Gnl.Kur.Başklığı


Yusuf İzzet MERT(1876-1922)


Tümgeneral  Yusuf İzzet Mert; 1876 yılında Yozgat'ta doğdu.  28 Nisan 1894 tarihinde Harp Okuluna girerek  17 Ağustos 1896 tarihinde bitirdi ve teğmen rütbesiyle devam ettiği Harp Akademisinden 17 Ocak 1899'da kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu.

23 Şubat 1902'de kurmay kıdemli yüzbaşı, 8 Temmuz 1907'de kurmay binbaşı, 26 Nisan 1912'de kurmay yarbay, 23 Kasım 1914'te kurmay albay, 30 Haziran 1915'te tümgeneral  rütbelerini aldı.

1915 yılından itibaren Kafkas Cephesinde görevlendirilerek   1'inci Kafkas Kolordusu Komutanı, 14'üncü Kolordu Komutanı ve Kuzey Kafkas Komutanı  olarak görev yaptı. 2 Temmuz 1920'de Bolu Milletvekili seçildi ve 10 Temmuz 1920'de Meclis'e katıldı. 23 Temmuz 1921'de Batı Cephesine İhtiyat Grubu Komutanı olarak atandı kısa süre sonra  3'üncü Grup Komutanı olarak görevlendirildi. Sakarya Zaferi'nden sonra   Meclis'teki görevine geri döndü.

25 Ağustos 1921 tarihinde TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilen Tümgeneral  Yusuf İzzet Mert , 15 Nisan 1922 tarihinde vefat etti.

Kaynak-Gnl.Kur.Başklığı

11 Nisan 2017 Salı

11 Nisan 1919


Erzurum'a 15. Kolordu Komutanı olarak  atanan Kazım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa'yı Şişli'deki evinde ziyaret ederek ahval hakkında baş başa görüştüler. 

23 Mart 2017 Perşembe

ATATÜRK'E GÖRE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ


Atatürk, muhafazakar ve geri zihniyetin Türk ulusunu birkaç yüz yıl ilerlemeden alıkoyarak meydana getirdiği yıkımları tamir etmek, Türklüğe kaybettirilen zamanı telafi ettirmek için mücadeleye girişince, ulusun bir yarısını geri ve adeta sosyal hayatın dışında bırakan gelenek ve görenekleri tabiatıyla yıkmaya mecburdu. Kadınları küçümseyen sözlerin söylenmesine kızardı.

-"Kadınlarımızı küçümseyen tarzda konuşanlar,  kendi analarına, eşlerine, kız kardeşlerine ve kızlarına hakaret etmekten başka bir şey yapmıyorlardır." derdi. 

Yusuf Hikmet BAYUR

MİİLİ SIR


Atatürk’ün tarihi nutkunda söylediği milli sır, onun kalbinde kuvvetlendikçe kuvvetleniyordu. O, her adımda daha iyi anlıyordu ki, Türkiye’yi hakiki bir kurtuluşa mahzar kılabilmek için yalnız müstevlileri vatanın harimi ismetinden (içinden) çıkarıp atmak kafi değildir. Onunla beraber Türk milletini icabında düşmanlara pek güzel alet olan sultan ve halifeden de kurtarmak ve bu milleti kendi hakiki milli hakimiyetine sahip olduğu halde tamamen hür ve müstakil kılmak lazımdır.

TBMM’nin Ankara’da 16 Mart-23 Nisan 1920 arasındaki hazırlıklarında bir gün, o zaman Heyeti Temsiliye karargahı olan Ziraat Mektebinde telefon etmek ihtiyacıyla Atatürk’ün salonuna girmiştim. Koca binada yegane telefon orada idi. Selam vererek doğru telefona gittim. Bu aralık Atatürk, yanındaki zatlara hitaben:

-" Canım, bu mesele hakkında Yunus Nadi Beyin fikrini almadık, bir de ona soralım bakalım."

dedikten sonra bana döndü:

- "Kurulması hazırlığıyla uğraştığımız meclisin hakları ve salahiyetleri üzerinde konuşuyorduk. Sizce bu nasıl bir meclis olacaktır?" diye sordu.

Ben yarı şaka, yarı ciddi şu cevabı verdim:

- "Acayip! Arkadaşların burada açılacak meclisle yepyeni bir Türk devleti kurulmakta olduğunda şüpheleri mi var yoksa?"

Atatürk’ün yanında kerli ferli, hepsi birer suretle maruf yedi sekiz kişi vardı. Benim cevabım üzerine hepsinin benzi kül kesildi. Nerede ise dudakları yarılacaktı. Vaziyetin fecaatine (pek acıklı durumun) Atatürk’te dikkat çekerek, bana:

- "Canım, biz ciddi iş konuşuyoruz, sen alayla mukabele ettin."

demiş ve bahsi hafifletmeye ve mecliste hazır olanların korkularını gidermeye müsaraat etmişti (çalışmıştı).

İşte, Atatürk’ün milli sırrı, onun hakikaten sır olarak kalbinde saklamaya itina ettiği bu büyük işti ki, o zaman için ve hatta bir iki yıl sonlarına kadar ondaki takayyüd (özen) ve itinası asla yersiz değildi.

Yunus Nadi ABALIOĞLU