17 Kasım 2009 Salı

Osmanlı Beyliği (1299-1326)



Gündüz Alp'in Ahlat'ta vefatından sonra oymağın başına geçen oğlu Ertuğrul Gazi, oymağı Erzincan'a oradan da Karacadağ mıntıkasına getirir. Selçuklu Sultanı Alâaddin oymağa Söğüt ve Domaniç'i tahsis edince oraya yerleşirler. 1288 yılında Ertuğrul Gazi vefat edince oymağın başına oğlu Osman Bey geçer. Oymak o anda Karacadağ, Söğüt, Domaniç ve çevresinde 4800 kilometrekarelik mütevazı bir toprak parçasına sahiptir.

Diğer Anadolu beyleri birbirleriyle uğraşırken Osman Bey, Bizans'la mücadele ederek. Bu sayede, 1288'de Selçuklu sultanının gönderdiği hakimiyet alâmetlerini alan Osman Gazi, böylece kendi nüfuzunu artırdı.

Çevresine aldığı Samsa Çavuş, Konuralp, Akçakoca, Aykut Alp, Abdurrahman Gazi gibi aşiret beyleriyle birlikte fetih hareketini başlatan Osman Gazi kısa sürede İnönü, Eskişehir, Karacahisar, Yarhisar, İnegöl ve Bilecik'i zaptetti.

Bilecik'in fethi esnasında, Selçukluların Moğollar karşısında ağır bir yenilgiye uğramaları ve Sultan III. Alaaddin Keykubad'ın tahtını bırakıp kaçması nedeni oluşan otorite boşluğu ortamında, Osman Gazi; 27 Ocak 1300 tarihinde Bilecik’i Başkent yaparak bağımsızlığını ilan etti.

Bölgenin ve Bizans'ın içinde bulunduğu durumdan istifade eden Osman Bey'in kuvvetleri, Bursa önüne kadar akınlarda bulunarak. Lefke, Mekece, Akhisar, Geyve ve Leblebici kalelerini fethetti.

1320 yılında Osman Gazi, askerî harekâtın başına oğlu Orhan Gazi'yi getirerek kendisi ölümüne kadar beyliğin teşkilatlanması ile uğraştı.

Osman Bey 1326 yılında vefat ettiğinde vefat ettiği sırada, Bursa Osmanlıların eline geçmişti. Bursa'nın zaptından sonra, beylik merkezi buraya nakledildi.

Kaynak- Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi-Tarih Portalı

Osmanlı Devleti (1326-1383)


Orhan Gazi devrinde Bizans'a karşı kazanılan Pelekanon Muharebesi'nden sonra İznik fethedildi (1330). Orhan Gazi'nin 1361'e kadar olan hükümdarlığı devresinde Osmanlı artık beylikten devlete dönüşmüştü. Devlet, kardeş beylikler üzerinde hakim bir güç haline geldi. Daha önce Ege ve Rumeli'de Karesi, Saruhan ve Aydınoğulları, Anadolu’da Türk Birliği mücadelesinin öncüleri durumunda iken, Osmanlılar bu rolü üstlenmeye başladılar.

Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa'nın destanlara konu olacak mahiyette gerçekleştirdiği Rumeli'ye geçiş, Türk tarihinin en büyük hadiselerinden biri oldu. İlk önce Çimpe Hisarını ele geçiren Süleyman Paşa, burayı bir üs olarak kullanmaya başladı. Daha sonra Biga'da topladığı orduyu, Güney Marmara kıyısında Kemer limanından gemilerle karşıya naklederek Bolayır'ı zaptetti.

Süleyman Paşa ve Sultan Orhan Gazi'nin vefatları, Rumeli'deki fetihlerin bir müddet durmasına sebep oldu ise de Sultan I. Murad (1361-1389) Anadolu'da birliği sağladıktan sonra, tekrar Rumeli cihetine yönelerek Osmanlıların, Avrupa'da sağlam bir şekilde yerleşmesini sağladı.

1362'de Edirne fethedildi. Haçlı kuvvetlerine karşı 1364'de Sırpsındığı, 1371'de Çirmen zaferleri kazanıldı. Bu fetih ve zaferlerin sonunda Osmanlılar kesin olarak Avrupa'da yerleştiler ve tesir sahaları bütün Balkanları içine alan bir genişliğe erişti. Bulgaristan ve Sırbistan, Osmanlılara tabi olmayı kabul ettiler. Osmanlı kuvvetleri, üç koldan harekâta devamla, Kuzey Makedonya, Niş, Manastır, Sofya ve Ohri'yi aldılar.

Bu dönemde Anadolu'da Türk birliğinin sağlanması için yoğun bir mücadele verildi. Hamidoğulları Beyliğinden Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Yalvaç, Şarkikaraağaç ve Germiyanoğullarından da Kütahya, Tavşanlı, Emet, Simav ve çevresinin Osmanlılara geçmesi, Karaman-Osmanlı ilişkilerini gerginleştirdi. Çok geçmeden de iki devlet arasında çıkan savaştan Osmanlılar galip çıktı.

Osmanlıları Balkanlardan atmak üzere, Sırp, Macar, Ulah, Boşnak, Arnavut, Leh ve Çek kuvvetlerinden oluşturulan büyük Haçlı kuvvetlerinin, 20 Haziran 1389'da Kosova'da yok edilmesi, tarihe, Türklerin örnek zaferlerinden biri olarak geçti. Türk tarihinin mühim hadiselerinden biri olan Kosova Meydan Muharebesi, Doğu Avrupa'nın kaderini de tayin etti. Balkan yarımadasını asırlar boyunca Türk hakimiyeti altına koyan bu zafer sonunda, Sultan Murad-ı Hüdâvendigâr (I. Murad), bir Sırp tarafından şehid edildi.

Kaynak- Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi-Tarih Portalı

Osmanlı imparatorluğu (1383-1453)


14.yy. sonlarında Osmanlı sınırı Tuna'ya ve Belgrad'a dayanmış bulunuyordu. Balkan devletlerinin ve onları destekleyen Avrupa devletlerinin Osmanlı ilerlemesini durdurma çabaları, I. Kosova Savaşı (1389), Niğbolu (1396), Varna (1444), II. Kosova Savaşı (1448) savaşları ile kırıldı. İstanbul'un Osmanlıların eline geçmesinden önce Belgrad ve dolayları, Arnavutluk, bazı liman şehirleri dışında Balkanlar büyük ölçüde Osmanlı egemenliğine girmiş bulunuyordu.

Osmanlılar ile, başta Karamanoğulları olmak üzere, Anadolu Türkmen beylikleri arasındaki mücadele, I. Murat'ın oğlu Yıldırım Bayezit (I. Bayezit) (1389 - 1402) döneminde, tüm beyliklerin ortadan kalkması ve topraklarının Osmanlı topraklarına katılmasıyla sonuçlandı. Bu dönemde Osmanlılar, Türkmen beyliklerinin topraklarından başka, Kadı Burhanettin'in mülkü sayılan Sivas, Kayseri, Malatya ve Elbistan'ı da ele geçirmeyi başardılar; böylece Osmanlı sınırı doğuda Fırat'a kadar genişledi. Ancak bu durum, Osmanlıları toprakları ellerinden alınan beylerin sığındığı Timur'la karşı karşıya getirdi.

Osmanlı yönetimine geçen Anadolu Türkmen beyliklerinin asker ve yöneticileri henüz büyük ölçüde eski beylerine bağlılıklarını koruyorlardı. Bunlar, Ankara Savaşı (1402) sırasında Timur ordusunda bulunan eski beylerinin yanına geçtiler. Bu hem Ankara Savaşı'nda Osmanlıların yenilmesine, hem de 14.yy'da kurulmuş olan Anadolu siyâsi birliğinin dağılmasına neden oldu. Osmanlılar, Anadolu'nun siyâsi birliğini yeniden ancak 15.yy'ın ikinci yarısında, II. Mehmet döneminde kurabildiler.

Ankara Savaşı'nda Osmanlıların uğradığı ağır yenilgi, yalnız Anadolu'daki siyâsi birliğin parçalanmasına neden olmakla kalmadı, Osmanlı Devleti'nin kendi içinde de parçalanmalara yol açtı. Yıldırım Bayezit'in oğulları Süleyman Çelebi, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Mehmet Çelebi, Osmanlı tahtına sahip olabilmek için birbirleriyle mücadeleye giriştiler. "Fetret Devri" adı verilen ve 1413'e kadar süren bu taht kavgası dönemi, Mehmet Çelebi'nin (I. Mehmet) (1413 - 1421) kardeşlerini ortadan kaldırıp, Osmanlı Devleti'nin birliğini yeniden sağlamasıyla sona erdi.

1451'de II. Murat ölüp de yerine oğlu Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) padişah olduğunda, artık Osmanlı Devleti, Ankara Savaşı'nın tüm sarsıntılarını atlatmış ve kuruluş dönemini tamamlamış bir imparatorluk olarak dünya tarihindeki yerini almaya hazır bulunuyordu.

1451'de II. Mehmet, atalarının pek çok defa girişip de başaramadıkları İstanbul'u alma işini düşünebilecek ve bunu gerçekleştirebilecek kadar kendini güçlü hissediyordu.

Kaynak- Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi- Tarih Portalı

Osmanlı imparatorluğu (1453-1793)




YÜKSELİŞ DÖNEMİ: (1453-1579)

II. Mehmed, 1453'te kuşattığı İstanbul'u 29 Mayıs 1453'te fethetti ve Osmanlı İmparatorluğuna başkent yaptı. Ardından. Mora Despotluğu (1460), Trabzon Rum İmpratorluğu (1461) ortadan kaldırıldı. Sırbistan, Bosna ve Hersek'i ilhâk edildi (1459). Bünyesinde birden çok müslüman ve hristiyan ulusu barındıran Osmanlı Devleti böylece resmen İmparatorluk ünvanı kazanmış oldu.

Balkanlar'da genişleme Osmanlı Devleti'ni Tuna üzerinde Macaristan'la; Arnavutluk, Yunanistan kıyıları ve Ege Denizi'nde Venedik'le karşı karşıya getirdi. Uzun bir savaş (1463 - 1478) sonunda Venedik, İşkodra, Akçahisar kentleriyle Limni ve Eğriboz adalarını Osmanlılar'a bırakmayı ve elde ettiği ticaret serbestliği karşılığında her yıl 10.000 altın ödemeyi kabul etti. Bu savaş sürerken II. Mehmed, Karamanoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırdı (1468); Karamanoğulları'nı koruyan ve Venedik'le bir antlaşma yapan Akkoyunlu hükümdârı Uzun Hasan'ı Otlukbeli'nde ağır bir yenilgiye uğrattı.

Bu zaferle Osmanlı Devleti Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarına yerleşti; Gedik Ahmet Paşa'nın Toroslar'ı ve Akdeniz kıyılarını zaptetmesiyle de Mısır Memlûkları ile sınırdaş oldu. Gedik Ahmet Paşa'nın 1475'te kuzey Karadeniz'e yaptığı sefer, Ceneviz kolonileri Kefe ve Sudak'ın fethi ve Kırım Hanlığı'nın Osmanlı himayesine girmesiyle sonuçlandı. Böylece Osmanlı Devleti bir iç deniz durumuna gelen Karadeniz üzerinde siyâsi ve iktisâdi tam bir egemenlik kurdu. II. Mehmed'in güney İtalya'nın fethiyle görevlendirdiği Gedik Ahmet Paşa, denizaşırı bir seferle Napoli Krallığı'nın elinde bulunan Otranto'yu aldı ve İtalya içlerinde harekâta başladı. Ama II.Mehmet'in 49 yaşındaki çok genç ölümü (1481) bu seferin yarım kalmasına neden oldu.

II. Bayezit (1481 - 1512), taht kavgasına girişen kardeşi Cem'i yeniçerilere dayanan İshak ve Gedik Ahmet paşaların desteğiyle yendi; Cem, Rodos Şövalyeleri'ne sığınmak zorunda kaldı. 1484'teki Boğdan seferi ile kuzey ticaretinin zengin limanları Kili ve Akkerman Osmanlı Devleti'ne katıldı. Cem'i ve Karamanoğulları'nın kalıntılarını destekleyen Memlûklar'la savaş (1485 - 1491) Osmanlılar'ın yenilgisiyle sonuçlandı. Venedik'le savaş (1499 - 1503), Devlete Modon, Koron, Navarin, İnebahtı limanlarını kazandırdı.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'in Anadolu'daki müritlerine karşı şiddetli bir mücadeleye girişti. Şah İsmail'e karşı Çaldıran'da kazandığı zaferden (1514) sonra Tebriz'e kadar ilerledi. Bundan sonra I. Selim, Memlükler'a karşı harekete geçti. Ateşli silahlardaki üstünlüğü sayesinde kazandığı Mercidâbık (1516) ve Ridâniye (1517) savaşları, Osmanlı Devleti'ne Suriye, Filistin ve Mısır'ı kazandırdı. Hicaz, Osmanlı egemenliğine girdi. Böylece Osmanlı Devleti, Hint Okyanusu'na açılma olanağına kavuştu ve İslam dünyasının önderliğini tartışmasız biçimde ele geçirdi. Bu arada I. Selim, halife ünvânı aldı ve bu unvan kendisinden sonra gelen Osmanlı padişahları tarafından da kullanıldı.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde devlet en güçlü ve şaşalı dönemini yaşamıştır.46 yıllık hükümdarlığında devlet doğal sınırlarına ulaşmış ve tam anlamıyla günümüzde süper güç tabir edilen konuma ulaşmıştır.Öyle ki dönemin en güçlü ülkelerinden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile yapılan bir antlaşmada Osmanlı Vezir-i azamı ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hükümdarı denk kabul edilmiştir. Yani Osmanlı'nın 2. adamı ancak diğer ülkeleri muhattap alacak seviyededir.

DURAKLAMA DÖNEMİ VE NEDENLERİ: (1579 - 1699)

Merkezi Yapıdaki Bozulmalar ve Padişahlık Makamının Bozulması: I. Ahmet ile birlikte şehzadelerin sancak eğitimi uygulaması kaldırıldı, şehzadeler sarayda kapalı bir hayat yaşamaya başladı. Saraya kapanan şehzadelerin ruhsal yapılarında bozulmalar görüldü.
Bütün padişahlar şehzadeliklerinde sancaklarda tecrübe kazanırken, III. Mehmet; şehzade iken en son kez sancağa çıkan Osmanlı padişah olmuştur. I. Ahmet ile de liyakatine bakılmadan hanedanın en yaşlı üyesi tahta geçmeye başlamıştır. Yine I. Ahmet, sancağa çıkmadan tahta çıkan ilk padişahtır.

Sadrazamlık Makamının Bozulması : Sadrazam padişahtan sonra en etkili olan ikinci kişi idi.
Sadrazamlar, önceleri eğitim ve tecrübelerine göre seçilirken, daha sonraki dönemlerde rüşvet ve iltimas yolu ile göreve gelmişlerdir. Duraklama Dönemi'nde göreve gelen 61 sadrazamın tamamına yakını yeteneksiz ve liyakatsizdir.

Saray Kadınlarının Yönetime Katılması: Kimi padişahların zamansız ölümü üzerine geride tahta geçecek çocuk yaşta kişiler kalıyordu. Veraset sisteminden dolayı çocuk da olsa bu kişi tahta geçebiliyordu. Çocuk hükümdarların tahta geçmesi ile anneleri devlet yönetiminde etkili olmaya başlıyordu. Kadınların devlet işlerinde etkinliği Kanuni Dönemi'nde Hürrem Sultan ile başladı. Valide Kösem Sultan ve Turhan Sultanla devam etti. Zamanla saray kadınları devlet adamlarının atanmasında da söz sahibi oldu. Bu da bilgi ve beceriden yoksun kişilerin iş başına gelmesine neden oldu.

Orduda Meydana Gelen Bozulmalar :

Askeri kanun ve geleneklere saygı gösterilmemeye başlandı. Yeniçerilerin ve Kapıkulu Ocağı'nın bozulması ile orduya olan güven kayboldu.
Kanun-i Kadim'e aykırı askere alım işlemleri yapılmaya başlandı. Yeniçeri Ocağı'na usülsüz asker kaydeden ilk padişah III. Murat'tır. Devşirme sistemi bozuldu. Yeniçeriler çeşitli nedenlerden dolayı sık, sık ayaklanmaya başladı. Merkeze her istediklerini yaptırabilen Yeniçeriler, bazen padişahları bile tahttan indirmişti. XVII. yüzyılda Tımar dağıtımındaki adaletsizlik ve haksızlık Eyalet ordusunun itibarını zedeledi. Dirlik araziler askerlikle ilgisi olmayan kişilere verilmeye başlandı. Yükselme Dönemi'nde Eyalet Ordusu Yeniçeri Ocağı'na karşı önemli bir denge unsuruydu. XVII. yüzyılda eyalet askerlerinin sayısının azalması ile, Yeniçeri Ocağı güç kazanmış ve devlet yönetiminde Ocağın etkinliği artmıştır.
Osmanlı donanması Kanuni Sultan Süleyman Dönemi'nde en üst düzeye ulaşmış, Barbaros Hayreddin Paşa'nın ölümüyle de giderek önemini kaybetmişti. Denizcilikle ilgisi olmayan kişiler kaptan-ı deryalığa getirilmişti.

Ekonomideki Bozulmalar:

Savaş ganimetlerinin azalması. Uzun süren ve genelde yenilgiyle sonuçlanan savaşlar. Eskisi gibi yabancı devletlerden vergi ve hediye alınamaması.Artan saray masrafları ve lüks ve israfın artması. Sık, sık padişah değişiklikleri yüzünden ödenen cülus bahşişleri. Tımar sisteminin bozulması. Kapıkulu askerlerinin sayısının artması.

Eğitimdeki Bozulmalar:

Osmanlı Eğitim sistemi Avrupa'nın oldukça gerisinde kalmıştı. Osmanlı Devleti'nde en önemli eğitim kurumu medreselerdi. Medreselerin başında bulunan ulemalar gelişmeye ayak uyduramadı. Medreselerde zamanla pozitif bilimler askıya alındı.
Medrese eğitimi yapmamış bir çok insana diploma ve rütbe verildi. Yeni doğmuş çocuklara müderris unvanı verilerek beşik uleması zümresi meydana geldi. Bu sözde ulemalar zamanla askerle birlike isyanlara katılıp saraya hücum etti.

Toplum Yapısındaki Bozulmalar:

Siyasi, sosyal ve ekonomik yapının bozulması ile Anadolu'da Celali İsyanları çıktı. Celali isyanları ile merkezi otorite tamamen sarsıldı.
İsyanların artması üzerine Anadolu'da yaşayan halk şehirlere göç etmeye başladı.
İsyanların bastırılmasında kullanılan yöntemler, halkla devletin arasının açılmasına neden oldu.

Osmanlı Devleti, XVI. yüzyılın sonunda yaklaşık 20 milyon kilometre kare sınır ve 100 milyon nüfus ile en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Üç kıtaya yayılan bu sınırların korunmasında zorluk çeken Osmanlı Devleti, bazen birçok cephede savaşıyor ve bu nedenle mevcut gücü bölünüyordu. Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi'nde Batı'da çok rahat ilerledi, çünkü Avrupa'da derebeylik rejimi (küçük krallıklar) hüküm sürmekteydi. XV. yüzyıl ile birlikte Avrupa'da güçlü merkezi krallıklar kuruldu. Avrupa, XV. ve XVI. yüzyıllarda Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform ile önemli adımlar atmış, Osmanlı Devleti'nde ise aynı gelişmeler görülmemişti.

DURAKLAMA DEVRİNİN ÖNEMLİ OLAYLARI:


Osmanlı-İran Savaşları:
III. Murat Dönemi (1577-1590)
III. Murat, 1579'da İran şahı Tahmasb'ın ölümü ile ortaya çıkan taht kavgalarından faydalanarak İran üzerine sefere çıktı. Osmanlı Ordusu, Hazar Denizi'ne kadar ilerledi fakat, 1590'da İranlılar'ın barış İstemesi Üzerine Ferhat Paşa Antlaşması imzalandı.
Ferhat Paşa Antlaşması (1579)
Bu antlaşma ile Azerbeycan, Luristan, Gürcistan ve Dağıstan Osmanlılara bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, bu antlaşma ile doğuda en geniş sınırlara ulaşmış oldu.

I. Ahmet Dönemi (1603-1611)
Osmanlı Devleti'nin Batı'da Avusturya ile savaşta bulunmasını ve Anadoludaki Celali İsyanlarını fırsat bilen İran'ın Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne verilen yerleri geri almak istemesi sonucu Şah Abbas, 1603'te Tebriz ve Erivan'ı alarak Diyarbakır ve Musul'a kadar ilerledi. 1611 yılında Nasuh Paşa Antlaşması imzalanarak bu savaşa son verildi.
Nasuh Paşa Antlaşması (1611)
1. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, Ferhat paşa Antlaşması ile aldığı toprakları geri verdi.
2. İran her sene Osmanlı Devleti'ne ikiyüz deve yükü ipek verecekti.
Bu antlaşma Osmanlı Devleti'nin elde ettiği toprakları geri verdiği ilk antlaşmadır.

I. Mustafa Dönemi (1617-1618)
İran'ın antlaşmalarda verdiği sözü tutmayıp Osmanlı Devleti'ne söz verdiği ekonomik yükümlülüğü yerine getirmemesi sonucunda 1617-1618 tarihleri arasında İranla Osmanlı İmparatorluğu arasında savaşlar devam etti. Bu savaşlarda önemli bir çatışma olmadı, 1618'de İran ile Serav Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşması ile Nasuh Paşa Antlaşması'nın koşulları her iki ülke tarafından da yeniden kabul edildi.

IV. Murat Dönemi (1622-1639) İran'ın hile ile Bağdat'ı işgal etmesi üzerine IV. Murat, İran'a iki sefer düzenledi. Bu seferler sonunda Revan ve Bağdat'ı tekrar ele geçirdi. 1639 yılında İran ile Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı ve altmış yıldır süren İran savaşları sona erdi.
Kasr-ı Şirin Antlaşması (1639)
1. Azerbaycan ve Revan İran'a bırakıldı.
2. Bağdat Osmanlı Devleti'ne bırakıldı.
3. Zağros Dağları iki ülke arasında sınır oldu.

Genç Osman Dönemi (1618-1622): Lehistan'ın Boğdan'ın iç işlerine karışması yüzünden
Genç Osman 1618 yılında Lehistan seferine çıktı. Leh ordusunu yendi ve Hotin Kalesi'ni kuşattı. Bu sefer, yeniçerilerin gevşek davranması üzerine, 1620 yılında Hotin Antlaşması imzalanarak son buldu.
Hotin Antlaşması (1620)
1. Lehliler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacaktır.
2. Lehistan, Kırım Hanı'na 40 bin düka altını vergi olarak ödemeye devam edecektir.
Hotin seferi'nde Yeniçerilerin yetersizliği anlaşılmış ve ilk defa Genç Osman, Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmak istemiştir. Bu da onun çürümeye başlayan imparatorlukta sonunu getirmiştir.

IV. Mehmet Dönemi (1672-1676): Lehistan'ın, Türk himayesinde bulunan Ukrayna Kazakları'nın iç işlerine karışması sonucu Osmanlı ordusu 1672'de Lehistan seferine çıktı. Lehliler birçok defa yenildi ve 1676'da Bucaş Antlaşması imzalandı.
Bucaş Antlaşması (1676)
a) Ukrayna Osmanlıların koruması altında kalacak.
b) Podolya Osmanlılara verilecek
c) Lehistan her sene vergi ödeyecek
Bucaş Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarına toprak kattığı son antlaşmadır. Bu antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu Batı'da en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Lehistan Diyet Meclisi, Bucaş Antlaşması'nın vergiyle ilgili üçüncü maddesini kabul etmedi. Savaş yeniden başladı. Osmanlılar vergiyle ilgili maddeyi kaldırınca 1676 yılında Bucaş Antlaşması yenilendi.

Osmanlı-Venedik Savaşları (1645-1669):
Venediklilerin Osmanlı ticaret gemilerine saldırması ve Osmanlı Devleti'nin Girit Adası'nı almak istemesi sonucu 1645'te Osmanlı-Venedik savaşları başladı. 25 yıl alınamayan Kandiye Kalesi'nin alınması ile Venedikliler barış isteğinde bulundu.


Osmanlı-Avusturya Savaşları (1593-1606)
Avusturya ile Osmanlı arasındaki sınır mücadelesi. 1593 tarihinde Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa'nın Avusturyalılar tarafından pusuya düşürülerek öldürülmesi. Nedenleri ile III. Murat Dönemi'nde Avusturya savaşları başladı.
Zitvatorok Antlaşması (1606)
1. Eğri, Kanije ve Estergon Kaleleri Osmanlılarda kalacaktır.
2. Avusturya Kuzey Macaristan topraklarını elinde tuttuğu için her sene Osmanlılara ödediği vergiyi artık ödemeyecektir.
3. Avusturya bir defaya mahsus olmak üzere savaş tazminatı ödeyecektir.
4. Avusturya arşidükası protokol bakımından Osmanlı padişahına denk olacaktır.
Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu Orta Avrupa'daki üstünlüğünü kaybetmiş, Avrupadaki devletlerle eşit seviyeye gelmişti.

Osmanlı-Avusturya Savaşları (1622-1664)
Avusturya'nın Erdel Beyliği iç işlerine karışması nedeniyle 1662'de Avusturya seferine çıkan Osmanlı ordusu Uyvar, Zerinvar ve Novigrat kalelerini aldı. Bu savaşlar 1664 yılında imzalanan Vasvar Antlaşması ile son buldu.
Vasvar Antlaşması (1664)
a) Uyvar ve Novigrat kaleleri Osmanlılara bırakılacak, Zerinvar Avusturya'da kalacaktır.
b) Erdel Osmanlı Devleti'nde kalacak, Osmanlı Devleti ve Avusturya, Erdel'den askerlerini çekecektir.
c) Avusturya, Osmanlıların Erdel Beyi adayını tanıyacaktır.
d) Avusturya savaş tazminatı ödeyecektir.
Bu antlaşmadan sonra Avrupalılar, Osmanlıların eski gücünü kazandığını zannederek büyük bir paniğe kapılmıştı.

II. Viyana Kuşatması (1683)
Koyu katolik olan Avusturya'nın, Protestan Macarlara baskı yapması ve Macarların Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan yardım istemesi sonucu 1682'de Osmanlı Devleti Avusturya'ya savaş ilan etti. 1683'te Avusturya üzerine sefere çıkıldı.Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1683'te Viyana'yı kuşattı. Haçlı ordusunun yardıma gelmesi üzerine Osmanlı ordusu Viyana önlerinde bozguna uğradı.

Bozgunun nedenleri :
1. Merzifonlu'nun deneyimli komutan ve devlet adamlarının sözünü dinlememesi,
2. Merzifonlu'nun şehrin yağmalanmasına izin vermemesi,
3. Viyana'nın güçlü surlarla çevrili olması,
4. Kırım Hanı'nın zamanında yardım göndermemesi.

Kutsal Bağlaşma ve Savaşlar (1683-1699):

Osmanlı Devleti'nin Viyana önünde bozguna uğraması ve bu fırsattan yararlanmak isteyen Hıristiyan Avrupa'nın Papa'nın önderliğinde kutsal ittifak kurarak, Türkleri Avrupa'dan atmak istemesi.sonucu Avusturya, Macaristan ve Erdel'i alıp Bulgaristan'a girdi, Osmanlı Devleti ile Haçlı ittifakı arasında 1683'te dört cephede savaş başladı. Lehistan, Podolya ve Boğdan'ı, Venedik, Mora ve Dalmaçya'yı aldı. 1687 yılında II. Süleyman, 1695'de de II. Mustafa tahta geçti. Yenilgilerin devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti Karlofça Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekildi.Karlofça Antlaşması (1699) Avusturya, Lehistan, Venedik ve Osmanlı Devleti arasında imzalandı.

1. Temeşvar ve Banat Yaylası dışında kalan bütün Macaristan ve Erdel Avusturya'ya verildi.
2. Hırvatistan'ın bir bölümü Avusturya'ya verildi; Sava ırmağı sınır oldu.
3. Podolya ve Ukrayna Lehistan'a verildi.
4. Dalmaçya kıyıları ve Mora, Venedik'e verildi. Korint Osmanlılarda kaldı.
5. Antlaşmanın süresi 25 yıl olacak ve Avusturya'nın garantisinde bulunacaktı.

Osmanlılar, Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları'yla ilk defa toprak kaybına uğradı.
Bu antlaşmalar, Osmanlı İmparatorluğu'nun XVIII. yüzyıl genel politikasında belirleyici rol oynadı ve Osmanlı Devleti'nde Gerileme Dönemi Başladı.

GERİLEME DÖNEMİ (1699-1793)

Lale Devri ile başlayan barış dönemi,Patrona Halil isyanı ile son buldu.Bu arada Ruslar da hem Lehistan’ın iç işlerine karışmış hem de Kırım’ı işgal etmişlerdi.Osmanlılar Rusya’ya savaş açarken,onların dostu Avusturya da Osmanlılara savaş açmıştı.Her iki cephede yaptığı savaşı kazanan Osmanlılar,Fransa’nın arabuluculuğu ile hem Rusya ile hem de Avusturya ile Belgrat Antlaşmasını ( 1739 )ayrı ayrı imzaladılar.Bu antlaşma ile daha önce Avusturya’ya kaptırdığı Belgrat’ı alan Osmanlılar, batıda imzaladıkları son kazançlı antlaşmayı imzalamış oldular.Bu antlaşmalara arabuluculuk eden Fransa da aldığı kapitülasyonları sürekli hale getirdi.(1740)

Lehistan Meselesi: Rusya Lehistan’da hakimiyet kurabilmek için iç işlerine karışıyordu.Leh milliyetçileri Ruslara karşı ayaklandı ve Osmanlılara sığındı.Bu olay ile başlayan Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Ruslar;Eflak ve Boğdan’ı işgal ettiler,Batlık Denizi ve Cebelitarık Boğazını aşarak Mora’ya gelip orada ayaklanma çıkardılar,Osmanlıların ayaklanmayı bastırması üzerine Çeşme Limanına demirli Osmanlı donanmasını yaktılar. Bu durum üzerine Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı.(1774)
Maddeleri:
1)- Kırım'a bağımsızlık verilecek, Kırım sadece dini bakımdan halifeye(padişah) bağlı kalacak.
2)- İngiltere ve Fransa'ya verilen Kapitülasyonlar Rusya'ya da verilecek.
3)- Ruslar Osmanlı hakimiyetindeki Ortodoksların koruyucusu (hamisi) olacak
4)- Ruslar İstanbul'da daimi bir elçi bulundurabileceklerdi.
5)-Osmanlılar Rusya’ya savaş tazminatı ödeyeceklerdir

Bu anlaşmanın önemi: hem Ruslara boğazlardan serbest geçiş hakkı verilmesi hem de Kırım'ın bağımsızlığının kabul edilmesi olmuştur. Küçük Kaynarca Osmanlı tarihinin dönüm noktalarındandır, tarihinde ilk defa bu anlaşma ile Osmanlı Devleti savaş tazminatı ödemiştir. Bunun yanında Ruslara kapitülasyonlar verilmiş,Rusya Osmanlılardaki Ortadoksların himaye hakkını alarak Osmanlı devletinin iç işlerine karışma imkanı bulmuştur.

Bağımsızlığını elde eden Kırım 1783’de Rus işgaline uğradı.Rusya ile savaşacak gücü olmayan Osmanlılar 1792 Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya dahil olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar.

Kaynak- Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarih

Osmanlı İmparatorluğu (1793-1844)


Fransa,Osmanlıların Kuzey Afrika topraklarını ele geçirmek istiyordu.Bununla İngiltere’nin Hindistan’daki sömürgeleri ile olan bağlantısını kesmek ve kendi alanını Hindistan yönünde genişletmek istiyordu.Bu amaçla Mısır’ı işgal etti. Uzun zamandan beri devam eden Osmanlı-Fransız dostluğu böylece bozulmuş oldu.Ancak Fransa’nın Akdeniz’de güçlenmesini istemeyen İngiltere ve Rusya Osmanlılara yardım etti ve imzalanan el-Ariş Antlaşması ile Fransa Mısır’dan çıkmak zorunda kaldı.

Osmanlı Devleti içte ve dıştaki karışıklıklarla uğraşırken Fransa,Rusya ile anlaşarak Osmanlı topraklarını paylaşma planları yaptı.Bunu üzerine Osmanlılar İngiltere’ye yakınlaştılar ve Çanakkale (Kale-1 Sultani) Antlaşmasını imzalayarak İngiltere’ye önemli ayrıcalıklar verdi ve Boğazları diğer gemilere kapattı.Bunu üzerine Rusya,hem Osmanlıya savaş ilan etti hem de Sırpları kışkırtarak isyan etmelerini sağladı.Savaş sonunda Rusya ile imzalanan Bükreş Antlaşması (1812) ile: Sırplara bazı ayrıcalıklar tanındı.

Milliyetçi Hareketlerin Getirdiği Dertler:

Osmanlı Devletinden başka topraklar almak isteyen Rusya ve Avusturya’nın hazırladığı plandır.Buna göre; Eflak ve Boğdan’da Dakya isimli bir devlet kurulacak,Bosna,Hersek ve Sırbistan Avusturya’ya verilecek ve Bizans İmparatorluğu yeniden kurulacaktı.
İki cephede birden savaşan Osmanlı Devleti yenildi ve Avusturya ile Ziştovi, Rusya ile Yaş Antlaşmalarını imzaladı.Bu antlaşma ile Rusya Karadeniz hakimiyetini ele geçirmiş oldu.

Osmanlı Devletinde yaşayan azınlıklar arasında ilk ayaklanmayı Sırplar çıkarmışsa da sistemli ve planlı ilk büyük ayaklanma Rumlar tarafından çıkarılmıştır.Bu ayaklanmaların çıkışında:

a-Fransız İhtilalinin yaydığı milliyetçilik akımının etkisi
b-Osmanlı yöneticilerinin halka iyi davranmaması,
c-Bu bölgelerin uzun yıllardır savaş alanı olması,
d-Rusların kışkırtmaları önemli rol oynamıştır.

Ayrıca Rumlar,Megali İdea (Büyük İdeal) adı verilen amaçlarını gerçekleştirmek için ayaklanma çıkarmışlardır. (Megali İdea:İstanbul,İzmir ,Atina üçgeni içinde başkentinin İstanbul olacağı Bizans İmparatorluğunu yeniden canlandırma hayali)

İngiltere,Fransa ve Rusya;Rum isyanına büyük destek verdiler.Navarin’de bulunan Osmanlı Donanmasını yaktılar. Osmanlılar donanmaları için tazminat isteyince Rusya Osmanlılara savaş açtı. Kaybeden Osmanlılar Edirne Antlaşmasını(1828) imzalamak zorunda kaldılar. Bu antlaşma ile (Önemi)Yunanistan bağımsızlığını kazanırken,Sırbistan da yarı bağımsız hale geldi.

Mısır Mesele ve İsyanı:

Yunan isyanını bastıramayan Osmanlılar,Mısır’daki valileri Mehmet Ali Paşa’dan yardım istediler.Vali de Mora ve Girit valiliklerini vermeleri koşulu ile isyanın bastırılmasına yardımcı oldu. Ancak Yunanistan bağımsızlığını kazanınca Mora’nın elden çıkması,Mehmet Ali Paşa’nın Suriye valiliğini istemesine neden oldu.

Padişah II.Mahmut, güçlenir endişesi ile Mehmet Ali Paşa’nın isteklerini reddedince, Paşa isyan eti. Suriye ve Adana’yı ele geçirerek Osmanlı kuvvetlerini yendi. İsyanı bastıramayan II.Mahmut, Ruslardan yardım istedi. Rus donanmasının Boğazlardan geçerek İstanbul’a gelmesi, İngiltere ve Fransa’yı endişelendirince, bu iki ülkenin arabuluculuğu ile Osmanlılar ile Mehmet Ali Paşa arasında Kütahya Antlaşması (1833) imzalandı. Bu antlaşma ile Mehmet Ali Paşanın istekleri kabul edilmiş oldu. Ancak durumdan memnun olmayan Osmanlılar, Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşmasını(1833) imzaladılar. Bu antlaşma ile Ruslar, Osmanlı Boğazlarından diğer devletlere göre ayrıcalık elde ediyorlardı.

1839’da Mehmet Ali Paşa’nın bağımsızlığını ilan edip ayaklanması üzerine Nizip’te yapılan Savaşı Osmanlılar kaybetti. Rusya’nın bu durumdan faydalanarak daha da güçleneceğine inanan İngiltere, tüm Avrupa devletlerini toplantıya çağırdı.(Bu toplantıya Mehmet Ali Paşa’yı destekleyen Fransa katılmadı)ve imzalanan Londra Antlaşması (1840) ile Suriye. Adana ve Girit Osmanlılara bırakılırken, Mısır da Osmanlıya bağlı, ancak valiliği babadan oğula geçecek şekilde Mehmet Ali Paşa’ya bırakıldı. Bir iç sorun olan Mehmet Ali Paşa’nın isyanı, Avrupalı devletlerin katılması ile uluslar arası sorun haline gelmişti.

Boğazlar Meselesi:

Hünkar İskelesi Antlaşması ile ortaya çıkan Boğazlar sorunun çözümlemek ve Rusya’nın Boğazlardaki ayrıcalığını görüşmek üzere 1841’de Londra’da bir daha bir araya gelen Avrupalı devletler imzaladıkları 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile Rusya’nın üstünlüğüne son verdiler.Boğazları tüm devletlerin ticaret gemilerine açtılar.

Kaynak- Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi.

Osmanlı İmparatorluğu (1844-1922)


II. Sultan Mahmud ölmüş yerine oğlu Sultan Abdülmecid geçmişti. Avrupa’da çıkan ihtilallere paralel olarak Osmanlı devletinde de Eflak ve Boğdan’da ihtilaller çıktı. Osmanlı devleti bu hareketleri Rusya’nın yardımıyla bastırdı. Avusturya’ya karşı isyan ederek başarıya ulaşamayan ve Osmanlı devletine sığınan Macar mültecileri de Babıali için önemli bir mesele oldu. Osmanlı devleti, Avusturya ve Rusya’nın bütün baskılarına rağmen bu mültecileri onlara teslim etmedi.

Mülteciler meselesinden sonra Osmanlı devletiyle Rusya arasında Kutsal yerler meselesi çıktı. Rusya, İstanbul’a Prens Mençikov’u göndererek, Filistin’de Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen Kamame kilisesi, Hz.İsa’nın mezarı ve Hz.Meryem’in türbesi üstünde Ortodoksların hak ve imtiyazlarını korumak bahanesiyle Osmanlı devletine baskı yaptı; aslında bu davranışın sebebi Osmanlı imparatorluğunu ve Osmanlı Hıristiyanlarını Rus himayesi altına almaktı. Osmanlı devleti Mençikov’un isteklerini Fransa ve İngiltere’nin de teşvikiyle reddetti (1853).

Bu olay, Kırım savaşının çıkmasına sebep oldu. Osmanlı devleti Tuna boyunda tek başına, Kırım’da ise Fransa, İngiltere ve Piemontea krallığıyla birleşerek Rusya’ya karşı savaştı. Savaş, Rusya’nın yenilgisiyle sona erdi ve Paris antlaşmasına göre (1856), Osmanlı devleti bir Avrupa devleti olarak kabul edildi; topraklarının bütünlüğü antlaşmayı imzalayan devletlerce garanti altına alındı. Karadeniz’de hiçbir devletin savaş gemisi bulundurmaması kabul edildi.

Osmanlı devleti, Paris antlaşması imzalanmadan önce Islahat fermanını ilan etti (18 şubat 1856). Bu fermanla, Hıristiyan ve Müslüman bütün tebaasını eşit kabul ettiğini bildiriyordu. Paris antlaşmasının imzalanmasından sonra Osmanlı devleti barış devrine girmekle birlikte iç karışıklıklar devam etti. Cidde’de hac mevsiminde Müslümanlar, Hıristiyanlara saldırdılar. Bu arada Fransız ve İngiliz konsolosları da öldürüldü. Cidde’ye gelen Fransız ve İngiliz savaş gemileri şehri bombaladı. Şehir ileri gelenlerinden on iki kişi idam edildi. Lübnan’da Dürziler ile Maruniler arasında yeni olaylar çıktı; Dürziler Marunilere saldırdı, bir çok Hıristiyan öldürüldü (1860).

Lübnan olaylarının büyümesinden sonra Şam’da da Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında karışıklıklar çıktı. İçlerinde Hollanda ve Amerika konsoloslarının da bulunduğu bir çok Hıristiyan öldürüldü, malları yağmalandı. Fuad Paşa olay yerine gönderilerek olayın suçluları cezalandırıldı. Avrupa devletleri, Lübnan’a ve Suriye olaylarına müdahale ettiler. Fransa, Lübnan ve Suriye’ye birlikler gönderdi (1860).

Bu olaylar sırasında Abdülmecid öldü, yerine Abdülaziz Osmanlı tahtına geçti. Onun tahta geçmesinden sonra Balkanlarda yeni olaylar çıktı. Ömer Paşa kumandasında kuvvetler olayların üzerine gönderildi. Ömer Paşa, asileri olayları önledi, başkaldıran Karadağlıları yendi (1861).

Balkanlardaki isyanın bastırılmasından sonra Girit’te ayaklanma oldu. Asiler, Yunanistan’dan subay ve silah yardımı alıyordu. Ömer paşa asileri yenerek ellerindeki silahları aldı. Ömer Paşanın başarıları üzerine Avrupa devletleri Girit’e milletlerarası bir komisyon gönderilmesini istediler. Osmanlı devleti buna meydan vermemek için sadrazam Ali Paşayı Girit’e gönderdi. Ali Paşa, önce Girit’te bir genel af ilan etti, her nahiyeden iki temsilcinin katılmasıyla bir genel meclis kuruldu; burada adanın yerli halkının şikayetleri dinlendikten sonra bir fermanla Girit’in yeni düzeni ilan edildi (1868).

Alınan bu tedbirler Girit’te karışıklığı yatıştırdı. Sonra Hersek’te yeni olaylar meydana geldi. Hersek sancağına bağlı Nevesin kazası halkından 160 kişilik bir topluluk, vergilerin ağırlığından şikayet ederek Karadağ’a sığındı. Bunlara karşı asker gönderilmedi; olay bütün Hersek’e yayıldı. İsyan, kısa bir süre sonra Bosna Hıristiyanlarına da sıçradı. Avrupa devletleri, bu olaylardan Osmanlı devletinin iç işlerine karışmak için yararlandı.

Avusturya başvekili kont Anrassy, Osmanlı devletine bir nota vererek Rusya, Almanya ve Avusturya’nın bu konuda düşüncelerini bildirdi. Andrassy, notasında Hıristiyan tebaa için tam bir din ve ayin serbestliğini, aşar vergisinin kaldırılmasını, vilayet meclislerinin Hıristiyan ve Müslümanlardan meydana gelmesini, vergilerin mahalli ihtiyaçlara harcanmasını istedi (1876). Osmanlı devleti bu notayı kabul ederek dört hafta içinde silahını teslim edenlerin affedileceğini bildirdi; fakat asiler u teklifleri kabul etmediler ve Karadağlılarla birleşerek savaşa devam ettiler.

Hersek isyanları devam ederken Bulgarlar da ayaklandı. Filibe’deki asiler, bir Bulgar olan Rum konsolosunun teşvikiyle harekete geçtiler (1876). Pazarcık ve Filibe’ye bağlı Müslüman köyleri yakıldı. Bulgarlara karşı askeri birlikler gönderilerek isyan daha fazla yayılmadan bastırıldı. Bulgaristan olaylarının başlamasından kısar bir süre sonra Selanik’te Müslüman olan bir Bulgar kızının Bulgarlar tarafından kaçırılması üzerine çıkan olaylarda Fransız ve Alman konsolosları öldürüldü. Bunun üzerine Fransa, Almanya, Rusya, Avusturya ve İtalya donanmalarını Selanik’e gönderdi. Bunların baskısıyla olayda suçlu görülenler idam edildi (1876).

Bulgaristan olayları ve Selanik meselesi Avrupa devletlerinin Osmanlı devletine yeni bir nota vermelerine sebep oldu (Berlin memorandumu). Bu notada Selanik olayı gibi olaylarda, Avrupa devletlerinin donanmalarını göndererek silahlı müdahalede bulunacağı bildiriliyor, Andrassy notasının tam olarak uygulanması isteniyordu. Ayrıca Bosna - Hersek’te Osmanlı devletinin yapmayı kabul ettiği ıslahatın uygulanmasının konsoloslar tarafından denetleyeceği bildiriliyordu.

Bu son olaylar üzerine, Mithat Paşa ve birçok Osmanlı Aydını, devletin kurtulması için tek çare olarak “Meşruti bir idare” düşündüler. Abdülazizi tahttan indirerek yerine 5. Murat getirildi (1876); Kanuni Esasi hazırlıklarına başlandı. 5. Murat’ın, tahta geçirildiği gün kendisini tahta geçirmek için almaya gidenleri, öldürmeye geldiler sanması sonucu akli dengesi bozuldu ve kısa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine 2. Abdülhamit getirildi. Bu olaylar sırasında Sırbistan ile Karadağ Osmanlı devletine karşı birleştiler; Sırbistan Osmanlı devletine savaş ilan etti (1876). Sonra Karadağ da Sırbistan’a katıldı.

Sırp ordusuna Rus generali Çernayev kumanda ediyordu. Osmanlı orduları Abdülkerim Nadir Paşa ve Muhtara Paşa kumandasında Sırbistan ve Karadağ ordularını yendiler. Osmanlı ordularının bu başarısı üzerine, Paris antlaşmasını imzalamış olan devletler, Babıali’ye bir nota vererek mütareke yapılmasını istediler. Osmanlı devleti bu teklifi bazı şartlarla kabul edebileceğini bildirdi. Sırbistan, ileride bir daha savaşa teşebbüs etmeyeceği hakkında teminat verecek ve savaş tazminatı ödeyecek; Sırp beyi Milan Obrenoviç, İstanbul’a gelerek padişaha bağlılığını bildirecek; Belgrat, Böğür delen, semendere, Feth-i İslam kalelerinde Osmanlı askeri bulundurulacak ve Sırp ordusu on bin kişiye indirilecekti. İstanbul’daki elçiler bu şartları ağır buldular. Bu arada Sırp ordusu, Çernayev’in teşvikiyle prens Milan’ı kral ilan ederek savaşa yeniden başladı. Osmanlı ordusu Sırpları tekrara yenilgiye uğrattı. Sırp ordusunda bulunan Rus subaylarının çoğu öldü. Prens Milan İstanbul’daki Rus elçisi İgnatiyev’e bir telgraf çekerek mütareke için aracılık yapmasını istedi; İgnatiyev Babıali'’e bir nota verdi ve kırk sekiz saat içinde savaş durdurulmazsa, İstanbul’u terk edeceğini bildirdi (31 Ekim 1876). Osmanlı devleti Rusya’nın bu isteğini kabul ederek savaşları durdurdu.

Mütarekeden sonra da İngiltere, Balkan meselelerinin çözümlenmesi için bir konferans toplanmasını teklif etti. Bu konferans 23 aralık 1876’da İstanbul’da başladı. Aynı gün Osmanlı devleti Birinci Meşrutiyeti ilan etti. Konferansta Osmanlı devleti temsilcileri yabancı delegelerin isteklerini Kanunu Esasiye aykırı olduğunu ileri sürerek kabul etmediler; Osmanlı devleti tebaasının meselelerini kendi temsilcileri aracılığıyla çözümleyebileceğini bildirdi. Konferans, bir karar alınamadan dağıldı. Bunun sonucu 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı çıktı. Savaşlar Balkanlarda ve Anadolu cephesinde yapıldı. Osmanlı ordularının direnmesine rağmen Ruslar Ayastafanos’a ve Erzurum’a kadar ilerlediler. Önce Ayastafanos, sonra da Berlin barış antlaşmaları imzalandı. Ayastafanos antlaşmasının imzalanmasında kısa bir süre önce 2. Abdülhamit, Meclisi Mebus anı dağıtarak bir istibdat idaresi kurdu.

Berlin kongresi başlamadan önce de İngiltere Kıbrıs’ı işgal etti. Berlin antlaşmasından sonra önemli eyaletler birer, birer imparatorluktan ayrılmaya başladı. Avusturya Bosna - Hersek’i (1878), Fransa Tunus’u (1881), İngiltere Mısır’ı (1882) aldı. Berlin antlaşmasına göre Osmanlı imparatorluğuna bırakılan, fakat özel bir idareye sahip olan Doğu Rumeli eyaleti de Bulgaristan’a bağlandı (1885).

Yunanistan, Berlin antlaşmasıyla Epir bölgesinde bazı toprakları sınırlarına katmakla birlikte, amacına ulaşmamıştı; Girit’i elde etmek istiyordu. Albay Bas sos (Vassos) kumandasında 10000 yunan gönüllüsü Girit’e çıktı. Bu saldırılar karşısında Osmanlı,Yunanistan’a savaş açtı (1897).

Edhem Paşa kumandasındaki Osmanlı orduları birçok cephede Yunanlıları yenilgiye uğrattı Yunanistan barış istemek zorunda kaldı ve İstanbul’da barış imzalandı (1897).

Osmanlı savaşları kazandığı halde bu antlaşmadan hiçbir yarar sağlamadı. Antlaşmadan kısa bir süre sonrada Girit’e muhtariyet verildi. Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etti (1908).

Osmanlı Meclisi Mebus anı 17 Aralık 1908’de açıldı. Meclisin açılmasından bir süre sonra (13 Nisan [31 Mart] 1909) İstanbul’da İttihat ve Terakkiye karşı bir ayaklanma oldu. Ayaklanma, Selanik’ten gelen Hareket ordusu tarafından bastırıldı, 2. Abdülhamit tahttan indirilerek 5. Mehmet padişah oldu (27 Nisan 1909).

5 nci Mehmet zamanında Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasına sebep olan olaylar birbirini kovaladı; İtalya Trablusgarp’a saldırdı; On iki ada İtalyan donanması tarafından işgal edildi; Uşi antlaşmasıyla Trablus garp ve On iki ada İtalya’ya bırakıldı (1912). Osmanlı devleti Trablusgarp’ta savaşırken Balkan devletleri bu durumdan yararlanarak Balkanlardaki Osmanlı ülkelerinde yapılacak ıslahatın birlikte yürütülmesini, silah altında bulunan Osmanlı ordusunun hemen terhis edilmesini istediler (13 Ekim 1912). Arkasından da savaş ilan ettiler. Osmanlı orduları dört balkan devleti karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Balkan devletleri, ancak Çatalca’da durdurulabildi.

Barış görüşmelerine 16 Aralık 1912’de Londra’da başlandı. 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanan antlaşmaya göre Midye-Enez hattı Osmanlı devletinin sınırı oldu; Edirne Bulgarlara bırakıldı. Osmanlı devleti Girit üstündeki bütün haklarında vaz geçti. Fakat, balkan devletleri Osmanlı devletinden aldıkları toprakları paylaşmada anlaşmazlığa düşünce aralarında başlayan savaştan yararlanarak Osmanlı devleti Kırklareli ve Edirne’yi geri aldı.

Balkan savaşlarının bitmesinden sonra Birinci Dünya savaşı çıktı. Başlangıçta Osmanlı devleti tarafsızlığını ilan ettiyse de daha sonra Almanya’nın yanında Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı savaşa girdi (11 Kasım 1914). Dört yıl süren savaşlar sırasında Doğu Anadolu’da Ruslara, ırak, Suriye, Filistin ve Mısır’da İngilizlere karşı savaşıldı. Çanakkale’de itilaf devletlerinin ortak ordu ve donanmaları yenildi; fakat Almanya, Avusturya ve Bulgaristan ile birlikte Osmanlı devleti de İngiltere - Fransa karşısında yenik düştü.

Mondros mütarekesi imzalanarak savaşlara son verildi (30 Ekim 1918). Mütarekenin imzalanmasından önce 5. Mehmet ölmüş ve yerine 6. Mehmet (Vahideddin) padişah olmuştu (4 Temmuz 1918).

Mütarekeden sonra İttihat ve Terakki ileri gelenleri ülkeyi terk etti. İtilaf devletleri İstanbul’a girdi. Kars, Ermeniler (19Nisan 1919); Ardahan, Gürcüler (20 Nisan 1919); Antalya, İtalyanlar (24 Nisan 1919); İzmir, Yunanlılar (15 Mayıs 1919); Urfa, Antep, Maraş ve Adana ise Fransızlar tarafından işgal edildi. İzmir’in işgalinden kısa bir süre önce Damat Ferit Paşa sadrazamlığa getirildi. İstanbul’daki Osmanlı hükümeti düşmanlarla işbirliğine girişti.

Osmanlı devletinin bu perişan durumu karşısında Anadoluda başlatılan ve kazanılan Kurtuluş Savaşı sonrasında , 17 Kasım 1922’de 6. Mehmet (Vahideddin) bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’u terk etti. Böylece Osmanlı devleti sona erdi.

Kaynak- Türkiye İstiklâl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi.


9 Kasım 2009 Pazartesi

10 Kasım 2009

10 KASIM

Her doğum başlangıçtır ölüme,
Ölüm;
sığdırılmışsa içine bir yaşam.
yaşam adanmışsa yaşamlara.
ve öldüğünde insan,
selam duruyorsa hala,
topuyla,tüfeğiyle ve elinde çiçeğiyle,
gözyaşlarıyla damla, damla,
insanlar.

ve varsa hala ardından,
ağlayan kadınlar,
ve çocuklar,
doğduklarında yokken bile sen,
senin resminse yakalarındaki,
cepheye giderken,

ve anılıyorsan hala,
senin adını taşıyorsa sokaklar,okullar,
akıyorsa damlalar gözpınarlarından,
yığınların.
ve hala adın yazılamıyorsa,
nüfus kütüklerinde.
ve hala varsa öldürmek isteyenlerin.
ölümün adı değildir,
10 kasım.
olsa olsa bir merhabadır ölüme.

10 kasım 2006,Antalya,Yasin Yalçın


1881-1938 Düşünebiliyor musunuz? 57 yıllık kısacık bir ömre sığdırılan bir sürü şayanı dikkat, faydalı ve güzel iş. Tabii size şimdi onları sayacak değilim. Zaten hepsini biliyorsunuz. Ben dikkatinizi o güzel işlerin sığdırıldığı 57 ye çekmek istiyorum.

Ben 62 yaşındayım. Sağlıklıyım, kendimi genç gibi hissediyorum. 57 yaşındayken de daha çocuktum herhalde.

Atatürk’ün son yıllarındaki fotoğraflarını inceliyorum, bir çok fotoğrafındaki yorgun ve acı dolu yüzüne bakıyorum. Bir yüz nasıl bu hale gelir ve bir insan nasıl 57 yaşında yaşlanır?

O yorgun ve acı dolu yüzde milleti için duyduğu endişeyi, o vaktinden önce yaşlanan ve hastalanan bünyede onca savaşın tahribatını, o güzel yüzdeki derin çizgilerde yakın dostlarının ihanetini, o vaktinden önce zayıflayan ve dökülen sarı saçlarda çok kısa zamanda telafi etmek istediği geri kalmışlığa karşı isyanını ve o ferini kaybetmiş mavi gözlerde milleti için yitirmemiş olduğu umutlarını görüyorum.

Atatürk’ün yaşadıklarını, ömür boyunca cepheden cepheye koşuşunu ve mücadelesini göz ardı ederek aramızdan erken ayrılışını yaşam biçimine yoranları Allah’a havale ediyorum.

Bugün Ülkemizde birbirimizi yiyebiliyorsak, Albayrağımız fütursuzca dalgalanıyorsa, minarelerimizden günde beş vakit ezan yurdun her yerine dalga dalga yayılıyorsa bu Atatürk sayesindedir.

Değerli Atatürk! Bugün Ankara’da olmak ve kabrinde ellerimi göğe açarak ruhuna okumak ve dua etmek isterdim. RUHUN ŞAD OLSUN!

Naci Püskülcü