14 Mayıs 2009 Perşembe

ATATÜRK ve PARİS

Erzurum’dan Ankara’ya son gidişimde bir akşam Gazi, beni Ankara Palas’a götürmüştü. Sofrada bir kaç kişi daha vardı. Yedik, içtik, sohbet ettik, gece yarısına doğru Fransa Büyükelçisi otele geldi. Paşa bu elçiden hoşlanıyordu. Sofraya çağırdı, bir kaç kadeh de onunla birlikte içildi. Büyük şehirlerden, Paris’ten söz açılmıştı. Bu arada büyükelçi, gazi’ye:
- Ekselans, Paris’i bir daha görmek istemez misiniz? Dedi. Mustafa Kemal Paşa:
- “Nasıl görmek istemem? Gençlik hatıralarımı tazelerim,” diye cevap verdi. Bu karşılığa çok sevinen büyükelçi:
- “Böyle bir seyahat Fransa’yı da  çok sevindirir. Ben de refakatinizde bulunmaktan şeref duyarım. En büyük Fransız zırhlısı bizi İzmir’den alır. Akdeniz donanması emrimize verilir. Marsilya’ya çıktığınızda Fransız Ordusu kumandanız altına girer. Hükümdarlara yapılmayan bir törenle karşılanırsınız.”
Bu sözleri dikkatle dinleyen Gazi:
- “Bu daveti siz kendiliğinizden mi yapıyorsunuz, yoksa hükümetiniz adına mı konuşuyorsunuz?” Diye sordu. Bu soru karşısında büyükelçi hemen kendisini topladı:
-”Mutabakatınızı hükümetime bildirirsem, hükümetim de bunu büyük bir şeref sayar,” dedi.
Gazi’nin yüzü değişti. Çok kesin bir dille:
-”Ekselans, Paris’i çok görmek istiyorum, ama büyük törenle karşılanacağım Paris’i değil. Ben Paris’e, Dünyanın bu güzel Şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya gençlik hatıralarımı tazelemek için... Böyle olunca da belli olmadan gitmek isterim. Yoksa törenlerle karşılanmak için değil.”
Büyükelçi gaf yaptığını anlamıştı, biraz sonra bir iş uydurarak sofradan kalktı. Gazi’nin de neşesi kaçmıştı.
- “Kalkalım çocuklar, sofraya Çankaya’da devam ederiz,” dedi. Sofradakilerin çoğunu otelde bıraktı yalnız iki-üç yakın arkadaşını yanına aldı. Yolda kendisine :
- “Elçi çok fena bozuldu ama, söylediğine de söyleyeceğine de pişman ettiniz” dedim. Artık kızgınlığı geçmişti:
- “Bana bak Cevat Bey,   adamın zihniyetini anlamadın mı? Bu Avrupalılar bizi bir türlü kavrayamıyorlar. Adam beni bir şark emiri sanıyor. Hangi donanmayı kimin emrine, hangi orduyu kimin kumandası altına veriyor? Bunlara kendimizi tanıtacağız, kim olduğumuzu öğrenecekler. Yoksa ben kaba bir adam değilim çocuğum” dedi.
Atatürk, çok ince bir adamdı.
 
(Cevat Dursunoğlu )